| ARAŞTIRMA MAKALESI | |
| 1. | Travmatik Diyafragma Yaralanmaları Traumatıc Dıaphragm Injurıes Fazlı Cem Gezen, Selahattin Vural, Mustafa Öncel, Feyyaz Onuray, Alpay Örki, Erhan Tunçay, Engin Baştürk, Bayça Taşkara, Cengiz MenteşSayfalar 117 - 121 AMAÇ: Travmatik diyafragma rüptürleri sıkça gözden kaçması nedeniyle tanısı güç olan ve eşlik eden organ yaralanmaları nedeniyle tedavisinde sorunlarla karşılaşılabilen bir patolojidir. Bu çalışmada 1997-2003 tarihleri arasında kliniğimizde tedavi edilen diyafragma yaralanmalı hastaların demografik özellikleri, yaralanma şekilleri, eşlik eden organ patolojileri, tedavi şekilleri ile mortalite neden ve oranları değerlendirildi. Ameliyat edilen 45 hastanın (41 erkek; ort. yaş 26.35±8.07) 12’sinde künt, 33’ünde penetran (14’ü ateşli silah yaralanması, 19’u kesici-delici alet yaralanması) yaralanma vardı. Hastalarda karaciğer (n=18, %40) ve dalak (n=16, %35.5) en sık eşlik eden yaralanmalardı. Sadece 4 olguda (%8.9) ise izole diyafragma yaralanması vardı. Hastalarda tanı genellikle yandaş organ patolojileri nedeniyle yapılan laparotomiler sırasında konuldu (n=37, %82.2). Ameliyat öncesi tanı hastalarda, bilgisayarlı tomografi (n=3, %6.7), diyagnostik peritoneal lavaj (n=3, %6.7) ve akciğer grafisi (n=2, %4.4) ile konuldu. Yaralanmalar Moore sınıflamasına göre grade 2 (n=10, %22.2), grade 3 (n=26, %57.7) ve grade 4 (n=9,%20) olarak sınıflanmaktaydı. Tüm hastalarda onarımlar transabdominal yolla primer sütürlerle yapıldı. Üç hastada (%6.7) eşlik eden akciğer yaralanmasının onarımı için ayrıca torakotomi uygulanması gerekti. Dört hastada (%8.9) mortalite izlendi. Travmatik diyafragma rüptürleri genellikle yandaş organ yaralanmalarıyla seyreden, tanı ve tedavisinde sorunlar olabilen, seyrek olmayarak mortalite ile sonuçlanan patolojilerdir. Acil hastalarda transabdominal yaklaşım uygun bir tedavi seçeneğidir. Diyafragmaların bütünlüğü travma nedeniyle yapılan tüm laparotomilerde mutlaka araştırılmalıdır. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| 2. | Tek Gözlü Hastalarda Katarakt Cerrahisi Sonuçları Results Of Cataract Surgery In Monocular Patıents Arzu Taşkıran Çömez, Yelda Buyru Özkurt, Levent Akçay, Ömer Kamil DoğanSayfalar 122 - 126 AMAÇ: Bu çalışmada katarakt cerrahisi uygulanan tek gözlü hastalarda ameliyat sonrası görme prognozu ve cerrahi komplikasyonları araştırıldı. Fakoemülsifikasyon (FAKO) veya ekstrakapsüler katarakt ekstraksiyonu (EKKE) ve arka kamara göz içi lens implantasyonu (AK GİL) uygulanan tek gözlü 29 hastanın kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Yaşları ortalama 76.8 olan 4 kadın, 25 erkek toplam 29 hasta ortalama 21 ay boyunca takip edildi. Ameliyat sonrası görme keskinliği 17 hastada 2 sıra ve altında, 10 hastada 3 sıra ve üstünde artarken, 2 hastada aynı kaldı. Tek gözlü hastanın ameliyat öncesi ayrıntılı öyküsü ve görmeyen gözün sorunları göz önünde bulundurulup, cerrahi sırasında gerekli önlemler alındığı takdirde katarakt cerrahisinde komplikasyon oranı azalacak, cerrahi ve görme sonuçları hasta ve doktor açısından oldukça tatmin edici olacaktır. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| 3. | Spinal Anestezide Hiperbarik Bupivakaine Eklenen Fentanil Ve Sufentanilin Etkilerinin Karşılaştırılması Comparıson Of Fentanyl And Sufentanıl Added To Hyperbarıc Bupıvacaıne For Spınal Anesthesıa Yaman Özyurt, Hakan Erkal, Gülten Arslan, Selda İtez, Zuhal ArıkanSayfalar 127 - 131 AMAÇ: Subaraknoid blok transüretral prostat rezeksiyonu ameliyatlarında sık kullanılan bir anestezi tekniğidir. Subaraknoid blok kalitesi kullanılan lokal anestezik ilaçlara opioidlerin eklenmesi ile artırılabilir. Bu çalışmada transüretral prostat rezeksiyonu ameliyatı geçirecek olgularda, intratekal yolla hiperbarik bupivakaine 2.5 mg sufentanil veya 25 mg fentanil eklenmesinin spinal anestezi kalitesi ve hemodinamik parametreler üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Bu ileriye dönük, randomize çalışma, elektif olarak, subaraknoid blok yapılarak transüretral prostat rezeksiyonu uygulanacak, “American Society of Anesthesiologists” (ASA) I-III grubundan 60 olgu üzerinde gerçekleştirildi. Olgular rastlantısal olarak üç gruba ayrıldılar: Opioid kullanılmayan grup (Grup K), 2.5 mg sufentanil kullanılan grup (Grup S), 25 mg fentanil kullanılan grup (Grup F). Tüm gruplarda, lokal anestezik olarak %0.5 hiperbarik bupivakain (12.5 mg) kullanıldı ve toplam ilaç solüsyon hacmi 4 ml’ye tamamlandı. Bloğun başlama zamanı, duyusal bloğun ulaştığı en üst seviye, motor blok seviyesi, analjezi süresi ve gelişen yan etkiler değerlendirildi. Kontrol grubu ile kıyaslandığında, opioid kullanılan gruplarda bloğun başlama zamanı belirgin olarak kısa bulundu. Analjezi süresi Grup S ve F’de belirgin olarak uzun bulundu. Kardiyovasküler ve solunum sistemi etkileri değerlendirildiğinde, gruplar arasında farklılık gözlenmedi. Opioid kullanan gruplarda, sık görülen yan etki olan kaşıntı, özellikle 2.5 mg sufentanil kullanılan grupta sık görülmüştür. Sonuç olarak; hiperbarik bupivakaine 2.5 mg sufentanil veya 25 mg fentanil eklenmesi, transüretral prostat rezeksiyonu için yeterli anestezi ve ameliyat sonrası dönemde yeterli sürede analjezi sağlamaktadır. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| 4. | On Yıllık Stoma Komplikasyonları Deneyimimiz Stoma Complıcatıons In Ten Years Gülay Dalkılıç, Cengiz Menteş, Murat Çalıkapan, Feyyaz Onuray, Hakan Acar, Canan Arslan, Selahattin VuralSayfalar 132 - 135 AMAÇ: Kliniğimizde genel cerrahi pratiğinde sıkça rastlanılan stoma uygulamalarımızı değerlendirmeyi amaçladık. Stoma komplikasyonları hastalarda psikolojik sorunlara yol açar. Bu çalışmada stomalı 102 hasta (54 erkek [%52.9], 48 kadın [%47.1]) mortalite ve morbiditeye göre analiz edildi. Beslenme jejunostomili iki hasta intraabdominal stoma kaçağı nedeniyle sepsisden kaybedildi. Dört hastada nekroz görüldü. Retraksiyon hastaların 11’inde görüldü. Yara yeri infeksiyonu ve deri irritasyonu sırasıyla 11 ve 38 hastada gözlendi. Titiz cerrahi teknik ve doğru endikasyon ile stomalarda mortalite ve morbidite azaltılabilir. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| 5. | Fotokoagülasyona Yanıt Vermeyen Diyabetik Diffüz Maküla Ödeminde İntravitreal Triamsinolon Asetonidin Anatomik Ve Görsel Prognoza Etkisi The Effect Of Intravıtreally Admınıstered Trıamcınolone Acetonıde On Anatomıc And Vısual Prognosıs In Dıffuse Dıabetıc Macular Edema Resıstant To Photocoagulatıon İbrahim Arif Koytak, Yasin Yılmaz, Ekrem Kurnaz, Burak Özdemir, Yusuf ÖzertürkSayfalar 136 - 142 AMAÇ: Bu çalışmada fotokoagülasyona dirençli diyabetik diffüz maküla ödeminde intravitreal kristalize kortizonun (triamsinolon asetonid) anatomik ve görsel prognoza etkisini araştırmak amaçlandı. Yaşları 52 ile 75 arasında değişen diyabetli 30 hastanın diffüz maküla ödemli 39 gözüne intravitreal 4 mg/0.1 ml triamsinolon asetonid enjekte edildi. Olguların tümüne daha önce lazer fotokoagülasyonu uygulanmıştı. Olgular fundus fluoresein anjiyografisi (FFA) ve görme keskinliği yönünden 1., 3. ve 6. aylarda değerlendirildi. Gözlerin 1., 3. ve 6. aylarda yapılan düzeltilmiş görme keskinliği ölçümleri sırasıyla ortalama 0.35±0.16; 0.38±0.18 ve 0.32±0.16 olarak bulundu. Düzeltilmiş görme keskinliklerinde 1. ayda ortalama 0.13±0.12; 3. ayda ortalama 0.17±0.12 ve 6. ayda ortalama 0.11±0.11’lük artış izlendi. Birinci ayda 25 gözde (%64.1) FFA’da düzelme izlenirken, 14 gözde (%35.9) FFA’da iyileşme gözlenmedi. Tedavi öncesi ortalama 15.38±2.40 mmHg olan göz içi basınçlarında 1. ayda %24.2, 3. ayda %14.1 ve 6. ayda %12.2’lik artış saptandı. Göz içi basıncı 12 olguda 21 mmHg’nın üzerine çıktı ve bu gözlerde göz içi basıncı topikal monoterapi ile kontrol altına alındı. Lazer fotokoagülasyona cevap vermeyen diyabetik diffüz maküla ödeminde, intravitreal triamsinolon asetonidin geçici bir süre için de olsa, gerek anatomik, gerekse görsel düzelme sağlayan, tecrübeli hekimler için uygulaması kolay, maliyeti düşük ve komplikasyonları kabul edilebilir düzeyde bir tedavi yöntemi olduğu gözlendi. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| 6. | Konservatif Tedaviyle Düzelme Elde Edilemeyen Konjenital Pes Ekinovarusta Cerrahi Tedavi Surgıcal Treatment Of Congenıtal Pes Equınovarus That Cannot Be Corrected By Conservatıve Methods Güven Bulut, Gökçe Mik, Gültekin Çeçen, Erman Yanık, Muzaffer YıldızSayfalar 143 - 146 AMAÇ: Konjenital pes ekinovarusta (PEV) konservatif tedaviyle başarı elde edilemeyen ve geç başvuran olgularda cerrahi tedavi uygulanır. Erken cerrahi tedavi fibrozis, nedbeleşme ve eklem katılığını indüklediğinden cerrahi tedavi için en az üç ay beklemek gereklidir. Kliniğimizde 1997-2001 yılları arasında konjenital PEV tanısı ile Kite yöntemi ile ilk basamak tedavileri yapılıp tam düzelme sağlanamayan 15 hastanın 24 ayağına cerrahi tedavi uygulandı. Hastaların ortalama yaşı 11 (6-36) ay idi. Hastaların 4’ü kız, 11’i erkek olup; 10’unda bilateral, 3’ünde sol ve 2’sinde sağ PEV mevcuttu. On altı ayağa komplet subtalar gevşetme (CSTR), 4 ayağa aşiloplasti, 4 ayağa posteromedial gevşetme uygulandı. Hastaların ortalama takip süreleri 36 (10-84) ay olup; sonuçlar Simons kriterlerine göre değerlendirildiğinde 19 (%79) ayakta başarılı, 5 (%21) ayakta başarısız sonuç alınmıştır. İki olguda cilt nekrozu gelişmiş, yara takibi ile sekonder girişime gerek kalmadan sorunsuz iyileşmiştir. Başarısız sonuç aldığımız 5 ayağın dördüne CSTR, birine ise posteromedial gevşetme uygulanmıştı. Komplet subtalar gevşetme yara yeri sorunları ve “over” korreksiyon gibi komplikasyonları olmasına karşın tam bir düzelme sağlayabildiğinden, bizim de çoğu olgumuzda tercih ettiğimiz gibi günümüzde en sık kullanılan cerrahi prosedürdür. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| 7. | Whipple prosedürü uygulanan 25 ardışık hastanın değerlendirilmesi Evaluation of 25 consequitive patients undergone Whipple procedure Hasan Fehmi Küçük, Levent Kaptanoğlu, Hüseyin Uzun, Hüseyin Akyol, Oğuzhan Aziz Torlak, Elif Çolak, Necmi KurtSayfalar 147 - 152 AMAÇ: Kompleks bir ameliyat olan pankreatikoduodenektominin mortalitesi son yıllarda azalmasına rağmen morbiditesi hala yüksektir. Bu çalışmada amacımız çeşitli nedenlerle pankreatikoduodenektomi yapılan hastaları sonuçları ile birlikte değerlendirmektir. YÖNTEMLER: Kliniğimizde 2002-2005 yılları arasında 25 hastaya Whipple prosedürü uygulandı. BULGULAR: Ameliyat mortalitesi olmazken (%0); %36 hastada morbidite saptandı. Pankretikojejunal anastomoz hattından oluşan fistül oranı %8 idi. Pankreas başı ve periampuller bölge malign tümörlerinde medyan sağkalım süresi 17 ay idi. SONUÇ: Whipple prosedürü, endikasyonu olan hastalara uygulamada tereddüt edilmemelidir; fakat komplike bir ameliyat olması nedeniyle deneyimli merkezlerde uygulanmalı ve bu hastalar multidisipliner yaklaşımla ele alınmalıdır. |
| OLGU SUNUMU | |
| 8. | Yoğun Bakım Hastalarında Strese Bağlı Mukozal Kanamalar Stress-Related Mucosal Dıseases In Crıtıcally Ill Patıent Banu Çevik, Ayşegül Çizen, Arzum Örskıran, Erhan Çıplaklıgil, Elif Bombacı, Serhan ÇolakoğluSayfalar 153 - 157 Yoğun bakım hastaları strese bağlı mukozal kanamalar açısından oldukça yüksek risk taşımaktadır. Bu kanamalar klinik olarak önem taşıyabilir; bu durum mortalite ve morbiditeyi artırmaktadır. Bu hastalarda stres ülser profilaksisi yapılmasına karşın sağkalım üzerine etkisi henüz gösterilememiştir. Bu yazıda, stres ülser profilaksisine rağmen yoğun gastrointestinal kanamadan dolayı kaybedilen iki olguyu tartışmayı amaçladık. |
| 9. | Asitle Başvuran Bir Antifosfolipid Sendromu Olgusu A Case Of Prımary Antıphospholıpıd Syndrome Presentıng Wıth Ascıtes Ahmet Akın, Songül Aktaş, Didem Aydın, Hasan Kılıç, Özgür Keşkek, Rahmi IrmakSayfalar 158 - 160 Antifosfolipid sendromu; antifosfolipid antikorlarının varlığında tekrarlayan arteryel ve/veya venöz trombozlar ve/veya ölümcül kayıplarla seyreden bir hiperkoagülabilite durumudur. Başta sistemik lupus eritematozis olmak üzere çeşitli otoimmün hastalıklarda sık görüldüğü gibi infeksiyonlar, maligniteler ve ilaç kullanımı sonrası da görülebilir. Tromboembolik olayların ve gebelerde tekrarlayan abortusların incelenmesi esnasında antifosfolipid antikorların gösterilmesiyle tanı konulur. Trombozlar, aortadan prekapiller arteriole kadar tüm vasküler sistemde görülmekle birlikte en sık alt ekstremitelerde ve kranyal damarlarda oluşur. Trombozun yerleşimine bağlı olarak geniş bir klinik yelpaze gösterebilir. Asitle kliniğimize başvuran olgunun incelenmesinde primer antifosfolipid sendromu ile uyumlu bulgular saptandı. Nadir görülmesi nedeniyle bu olgu sunuldu. |
| DERLEME | |
| 10. | Hipertansiyon ve Anestezi Hipertansiyon ve Anestezi Tamer Kuzucuoğlu, Esra Onuray, Zuhal ArıkanSayfalar 161 - 167 Makale Özeti | |