ISSN    : 2587-0998
E-ISSN : 2587-1404
SOUTHERN CLINICS OF ISTANBUL EURASIA - SCIE: 18 (2)
Volume: 18  Issue: 2 - 2007
RESEARCH ARTICLE
1.Results Of Surgıcally Managed Intra-Artıcular Calcaneal Fractures
Ufuk Özkaya, Yavuz Kabukcuoğlu, Atilla Sancar Parmaksızoğlu, Ayhan Kılıç, Sami Sökücü, Seçkin Baslıgan
Pages 57 - 63
AMAÇ: Eklemiçi kalkaneus kırıklarının tedavisi ve postoperatif rehabilitasyon programı tartışmalıdır. Bu çalışmanın amacı, açık redüksiyon ve kilitli plak ile internal fiksasyon metoduyla tedavi edilen eklem içi kalkaneus kırıklı hastaların radyolojik ve klinik sonuçlarının retrospektif değerlendirilmesidir. Kliniğimizde 2003-2005 yılları arasında eklem içi kalkaneus kırığı nedeni ile cerrahi tedavi uygulanan 13 hastanın 15 ayağı çalışmaya dahil edildi. 10 erkek 3 kadın hastanın ortalama yaşı 29 (dağılım; 15-47), ortalama takip süresi 24 aydı (dağılım; 16-38). Hastaların pre-operatif, post-operatif ve takip radyografilerinde Böhler açıları değerlendirildi. Ameliyat öncesinde bilgisayarlı tomografi çekilerek kırıklar Sanders sınıflamasına göre sınıflandırıldılar. Onbeş ayağın 11'inde (%75) Böhler açısı normal sınırlarda düzeltildi. Hastaların %73'ünde anatomik ve anatomiğe yakın redüksiyon elde edildi. Klinik olarak AOFAS skorlaması ile hastaların fonksiyonel iyileşmesi ve ağrısı değerlendirildi; son kontrollerinde ortalama AOFAS skoru 80.1 (dağılım; 72–97) bulundu. İki hastada yüzeyel cilt enfeksiyonu, 1 hastada geçici, bir başka hastada kalıcı sural sinir yaralanmasına bağlı hipoestezi gelişti. Sonuç olarak özellikle Sanders tip II ve III kalkaneus kırıklarında açık redüksiyon ve kilitli plak ile internal fiksasyon sonuçlarının tatminkar olduğu düşünüldü.
YÖNTEMLER:
BULGULAR:
SONUÇ:
OBJECTIVE: Management and postoperative rehabilitation programme of intraarticular calcaneus fractures are controversial. The purpose of this study was to retrospectively evaluate the radiological and clinical results of patients with intraarticular calcaneal fractures managed with open reduction and internal fixation using locking plates. Fifteen calcaneal fractures of 13 patients who were operated in our clinic between 2003-2005 were included in the study. There were 10 male and 3 female patients with an average age 29 (range; 15-47) and the mean follow up period was 24 months (range; 16-38). Bohler angle and the reduction of the posterior articular facet were evaluated on preoperative, postoperative and follow-up radiographs. The fractures were classified according to the Sanders classification sysytem based on preoperative computerized tomographic evaluation. Bohler angle could be corrected to normal ranges in 11 of 15 patients (%75). Anatomic or near-anatomic reduction of posterior articular facet could be obtained in %73 of patients. Evaluation of function and pain were also done by using AOFAS score sheets; average AOFAS score was 80.1 (dağılım; 72–97). Superficial wound infection in 2 patients and sural nerve neuropraxia which spontaneously healed in one patient was observed. Persistent hypoesthesia due to sural nerve damage occured in one other patient. Our conclusion is that surgical treatment of calcaneal intraarticular fractures, particularly Sanders type II and III is an effective and safe method.
METHODS:
RESULTS:
CONCLUSION:

2.The Cases Admitted To Pediatric Emergency Department Due To Tick Bite
Gülay Çiler Erdağ, Yasemin Akın, Esra Çetinkaya, Yelda Erkul, Gökçe Ergen, Gülnur Tokuç
Pages 64 - 70
AMAÇ: Kene ısırması nedeniyle 1.9.2006 ve 1.9.2007 tarihleri arasında çocuk acil servisine getirilen 542 çocuğun demografik, klinik ve laboratuar özellikleri retrospektif olarak değerlendirildi. 304’ü (%56) erkek ve 238’ü (%44) kız olan olguların yaş ortalaması 7.1±2,4 yıl (4ay-14 yaş) olarak saptanırken; 23’ünün (%4.2) 4-12 ay; 51’inin (%9.3) 1-2 yaş, 179’unun (%33) 3-5 yaş; 216’sının (%40) 6-10 yaş ve 73 olgunun (%13.5) 11-14 yaşlar arasında olduğu görüldü. Olguların tamamına yakınının(%98.2) yaz aylarında başvurduğu, ısırma ile hastaneye başvuru arasındaki zamanın 3 saat ile 9 gün arasında değiştiği, 280 (%51.6) olgunun ısırıldıktan sonraki ilk 24 saat içinde, 44’ünün (%8.2) ikinci günde, 80 olgunun (%14.7) üçüncü günde, 84’ünün (%15.5) dördüncü günde, 54(%10) olgunun beş gün ve sonrasında getirildikleri görüldü. İki yüz yirmi altı (% 42) olguda kenenin evde, 316(%58) olguda ise hastanede çıkarıldığı saptandı. Tüm olgular tam kan sayımı, biyokimyasal incelemeler ve kanama fonksiyon testleriyle değerlendirildiler. Toplam 19 olgu (% 3.5) gözlem amacıyla interne edildi, kan örnekleri sağlık müdürlüğüne gönderildi. Hastaların hiçbirisine ribavirin profilaksisi verilmedi. Hiçbir hastamızda Kırım Kongo Kanamalı Ateşi bulgularına rastlanmadı. Hastalık açısından endemik bölgede olan ülkemizde, yapılan tüm eğitimlere rağmen hem ısırılma sayısının çokluğu hem de kenenin evde çıkarılma oranının yüksekliğine dikkat çekmek ve bu konuda toplumun daha yaygın ve etkin olarak bilgilendirilmesi gerekliliği vurgulanmak istendi.
YÖNTEMLER:
BULGULAR:
SONUÇ:
OBJECTIVE: The 542 children admitted to our pediatric emergency department between January 1st 2007 to September 1st 2007 were evaluated. Demographic, clinical and laboratory features were analysed retrospectively. The study group consisted of 304 (%56) male, 238 (%44) female children. The mean age of the patients was 7.1± 2,4 years (4 months-14 years); 23 (4.2%) of which were between 4-12 months of age, 51(9.3%) 1-2 years of age, 179 (33%) 3-5 years, 216 (40%)6-10 years and 73 (13.5%) were between 11-14 years of age. Majority of cases were encountered during June, July and August. Regarding time of admittance to emergency department, 280 (51.6%) admitted in 24 hours, 44(8.2%) in 48 hours, 80(14.7) in 72 hours, 84(15.5) in 96 hours, 54(10%) in 120 hours. In 226 (42%) patients tick was removed at home and in 316(58%) at hospital. All patients were evaluated by complete blood count, biochemical tests and coagulation studies. Of the 542 patients; 19(3.5%) were hospitalized and their serum samples were collected for virus isolation. None of them received Ribavirin. Crimean-Congo haemorrhagic fever was not observed in any of the patients. In this study, we wanted to emphasize the frequency of tick bites and the high number of efforts to remove the tick at home. Although there are many educational efforts about CCHF in our country which is in endemic region for this disease, the importance of education of not only the medical staff but also the community should be stressed.
METHODS:
RESULTS:
CONCLUSION:

3.Angıoectasıas In Upper And Lower Gastroıntestınal Endoscopıes
Emel Ahıshalı, Oya Uygur Bayramiçli, Can Dolapçıoğlu, Reşat Dabak, Fidan Canan Çelik Yağan, Binnaz Çalışkan, Erdoğan Arslan
Pages 71 - 76
AMAÇ: Gastrointestinal sistemin vasküler lezyonları akut aşikar, akut gizli ve kronik aşikar, kronik gizli kanamaya yol açmaları nedeniyle önemlidir. Kanser tarama programları nedeniyle endoskopinin sık olarak yapılması, kapsül endoskopi ve çift balon enteroskopinin yaygınlaşması, BT anjiyografi ve MRI anjiyografi gibi yeni görüntüleme yöntemlerinin kullanılması gastrointestinal sistemin vasküler lezyonlarının daha sık tanı almasını sağlamıştır.
Bu çalışmada kliniğimizde kanama dışı nedenle yapılan üst ve alt gastrointestinal sistem endoskopilerinde anjiyoektazi sıklığını, lokalizasyonunu ve hasta profilini değerlendirmek üzere, Ocak 2006-Temmuz 2008 arasında yapılan üst ve alt gastrointestinal sistem endoskopileri retrospektif olarak incelendi.
Toplam 2837 üst gastrointestinal sistem endoskopisi ve 1220 alt gastrointestinal sistem endoskopisi değerlendirildi. Üst gastrointestinal sistem endoskopik değerlendirmesinde 5 (% 0.17) hastada anjiyoektazi saptandı. Anjioektazi saptanan hastaların 3’ü (% 60) kadın, 2’si (% 40) erkekti ve yaş ortalaması 56 yıldı. Bir hastada korpusta 4, bir hastada korpusta 2, bir hastada 1 korpus 1 antrumda, bir hastada 1 antrumda ve bir hastada 1 antrum 1 bulbusta 1cm ve altında anjiyoektaziler saptandı.
Toplam 1220 alt gastrointestinal sistem endoskopi değerlendirmesinde 7 (% 0.57) hastada anjiyoektazi saptandı. Anjiyoektazi saptanan hastaların 4’ü (% 57) kadın, 3’ü (% 43) erkekti, yaş ortalaması 52 yıldı. Kolonoskopi ile değerlendirilen iki hastada inen kolonda 2, bir hastada çekumda 1, bir hastada sigmoid kolonda 1 ≤1cm lik anjiyoektazi saptandı. Bir hastada ise çekumda 2cm’lik anjiyoektazi saptandı. Rektosigmoidoskopi ile değerlendirilen 2 hastanın birinde rektumda 1, diğerinde 1 sigmoidde, 1 rektumda 2 adet ≤1cm lik anjiyoektaziler bulundu.
Anjiyoektazi gastrointestinal sistemde nadir olarak görülür. Kanama dışı nedenle yapılan endoskopilerde daha az oranda bulunur. Anjiyoektazinin genel olarak sağ kolonda daha sık görüldüğünün bilinmesine rağmen çalışmamızda olduğu gibi sol kolonda da sıklıkla görülebilir.


YÖNTEMLER:
BULGULAR:
SONUÇ:
OBJECTIVE: The vascular lesions of gastrointestinal tract are important since they may cause acute or chronic, overt or silent bleeding.Introduction of new imaging techniques have led to easier diagnosis of vascular lesions of gastrointestinal tract.
In this study we evaluated the patient profile and the incidence and localization of angioectasis in upper and lower gastrointestinal endoscopies performed between January 2006 and July 2008 retrospectively.
2837 upper gastrointestinal and 1220 lower gastrointestinal endoscopies were performed. Angioectasias was discovered in 5 patients (% 0.17) in upper gastrointestinal endoscopies. Three of the patients were females (%60) and 2 (40%) males with a mean age of 56 years. One of the patients had four lesions in corpus, one patient had two lesions in corpus, one patient had one lesion in antrum and one lesion in corpus, one patient had one lesion in antrum, and the last had one lesion in antrum and another in bulbus while all the lesions were measuring less than 1 cm.
In 1220 lower gastrointestinal endoscopies 7 patients(% 0.57) had angioectasias. Four females and 3 males with a mean age of 52 years were identified. Angioectasias were in descending colon in two patient, in caecum in another, in sigmoid colon in another and were measuring equal or less than 1 cm. Only one patient had an angioectasia as large as 2 cm in caecum. In rectosigmoidoscopy we found an angioectasia in rectum in one patient and in sigmoid colon and rectum in the second patient each measuring equal or less than 1 cm.
Angioectasias are rare in gastrointestinal system. In endoscopies done for indications other than bleeding, it is even more rare. Although angioectasias are reported to be more in the right hemicolon, it can also appear in left hemicolon as in our study.


METHODS:
RESULTS:
CONCLUSION:

4.Our Results With Tension-Band-Wiring Technique In The Management Of Displaced Olecranon Fractures
Ufuk Özkaya, Yavuz Kabukcuoğlu, Atilla Sancar Parmaksızoğlu, Murat Gül, Sedat Yeniocak, Ümit Özdoğan
Pages 77 - 82
AMAÇ: Deplase olekranon kırıkları, eklem içi kırıklardır ve tedavisi hemen her zaman cerrahidir. Bu çalışmanın amacı, kliniğimizde germe bandı tekniği ile opere edilen olekranon kırıklı hastaların sonuçlarını retrospektif inceleyerek hastaların subjektif şikayetlerini ve fonksiyonel sonuçlarını etkileyen faktörleri belirlemektir. 2001- 2005 tarihleri arasında kliniğimizde cerrahi olarak tedavi edilen ve en az 1 yıllık takibi bulunan 28 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 18’i erkek, 10’u kadın, ortalama yaş 37 (16-58), ortalama takip süresi 32 aydı (13-62). Gustillo-Anderson sınıflamasına göre 4 hastada Tip I, 1 hastada Tip II açık kırık vardı. Kırıklar Schatzker-Schmeling morfolojik sınıflamasına göre sınıflandırıldılar. Son kontrollerinde hastalar radyolojik olarak eklemde basamaklanma miktarı, dejeneratif değişikliklerin varlığı, fonksiyonel açıdan da Broberg ve Morrey indeks skoruna göre ve karşı dirsek hareketleri ile karşılaştırılarak değerlendirildiler. Hastaların tamamında ortalama 8 (6-10) haftada kaynama sağlandı. Hastaların 10’unda (%36) değişik düzeyde dejeneratif artrit bulguları, dirsek hareket açıklığında da karşı tarafa göre ortalama 10°’lik kayıp (5-12°) gözlendi. Broberg ve Morrey endeksine göre 21 hastada mükemmel ve iyi, 6 hastada orta ve 1 hastada kötü sonuç alındı. Stabil olekranon kırıklarında uygun cerrahi teknikle yapılmış modifiye germe bandı tekniği ve erken rehabilitasyonun, iyi sonuçlar üzerinde etkili olduğu bulundu.
YÖNTEMLER:
BULGULAR:
SONUÇ:
OBJECTIVE: Displaced fractures of the olecranon are almost always managed surgically. The aim of this study was to retrospectively evaluate the results of patients with displaced olecranon fractures who had been operated with tension band wiring method and to understand the subjective complaints and factors influencing the overall functional outcomes. Twenty eight patients who had been operated at our clinic for displaced olecranon fractures between 2001-2005 with at least one year of follow up have been retrospectively evaluated. Eighteen of the patients were male and 10 were female. The mean age of the patients was 37 (range;16-58) and the mean follow up was 32 months (range; 13-62). Four patients had Gustillo-Anderson Type I and one patient had Gustillo-Anderson Type II open fracture. Schatzker-Schmeling morphological fracture classification was used. The patients were radiologically evaluated for the presence of any articular step off or any degenerative changes, and were clinically evaluated according to the Broberg - Morrey index scores; operated side elbow range of motions were compared with the contralateral extremity. All cases had a solid union of the fracture. Degenerative changes of the elbow joint at the varying degrees were observed in 10 (%36) of the patients and an average of 10° (range; 5-12) loss of elbow motion was observed in the study. According to the Broberg – Morrey classification, 21 patients (%75) had perfect or good, 6 patients (%21) had fair and one patient (%4) had poor result. The retrospective evaluation of the patients with fair and poor results showed that these fractures were high energy, unstable, comminuted fractures of whom postoperative rehabilitation program could not be started immediately. Modified tension band wiring method with good surgical technique in combination with early postoperative rehabilitation seemed to be effective on overall functional results of stable displaced olecranon fractures.
METHODS:
RESULTS:
CONCLUSION:

CASE REPORT
5.Carbon Monoxide Intoxication and Hyperbaric Oxygenation
Elif Atar, Tamer Kuzucuoğlu, Müjge Yücekaya, Kübra Ömeroğlu, Oğuzhan Kılavuz, Burhanettin Irlat
Pages 83 - 88
Olgu I: Otuzbeş yaşındaki erkek hasta şuur kapalı olarak yakınları tarafından acil servise getirildi. İlk muayenesinde; Genel durum kötü, pupil ışık refleksi bilateral alınıyor, kirpik refleksi mevcuttu. Kalp sesleri ritmik, tansiyon arteriyel: 110/70 mmHg, kalp tepe atımı: 121/dk idi. Spontan solunum mevcut, akciğerlerde dinlemekle bilateral yaygın ronküsler mevcuttu. Labaratuvar bulgularında; karboksi hemoglobin düzeyi(COHb): %56.3 olarak tespit edildi. nörolojik muayenede Glaskow Koma Skoru: 3 olarak değerlendirildi. Hasta entübe edilerek yoğun bakım ünitesine alındı. Tidalvolüm: 5ml/kg, frekans: 12/dk, PEEP: 5cmH2O, PSV: 15 mbar, FİO2: %100 olarak SİMV+ PSV modunda respiratöre bağlandı. Kranial tomografide (CT) patolojik bulguya rastlanmadı. Yatışının ilk 6. saatinde hiperbarik oksijenizasyona gönderildi. İki kez hiperbarik O2 uygulandı. 4. gün sonunda alınan kan gazı değerinde COHb’nin %1,4 e düşmesi ve hastanın kan gazlarının düzelmesi üzerine önce CPAP moduna alındı. Daha sonra easy breath denendi. 4. günde ekstübe edildi ve ilgili kliniğe şifa ile devredildi.

Olgu II: On dokuz yaşında bayan hasta sobadan sızan gazdan zehirlenerek bilinç değişiklikleri ve dezoryante davranışları olması üzerine acil servise getirilmiş. İlk muayenesinde; Genel durum orta, pupil ışık refleksi bilateral alınıyor, kirpik refleksi mevcut. Kalp sesleri ritmik, TA: 120/70 mmHg, KTA: 70/dk idi. Spontan solunum mevcut, akciğer sesleri dinlemekle eşit ve doğaldı. Labaratuvar bulgularında; karboksi hemoglobin (COHb): % 34,6 olarak bulundu. Nörolojik muayenede GKS: 15 olarak tespit edildi ve maske O2 ile YBܒne alındı. Yatışının ilk gününde hiperbarik oksijenizasyona gönderildi. Bir kez hiperbarik O2 uygulandı 2. gün sonunda COHb’nin % 1’e düşmesi ve hastanın kan gazlarının normal olması üzerine ilgili kliniğe şifa ile devredildi.

Sonuç olarak; CO zehirlenmesinde erken dönemde hiperoksijenizasyon uygulamak ve akut dönemde hiperbarik O2 tedavisine başlanmasının mortalite açısından olduğu kadar ileri dönemde oluşma ihtimali olan nöropsikolojik sekellerin önlenmesinde önemli bir uygulama olduğu hatırlanmalıdır.
Case I: 35 year old male patient with closed concious was brought to hospital emergency service by his relatives.İn first examination;general condition was bad,pupil light reflex was +/+, eyelash reflex was existing.Heart sounds were rithmic, tension arterial (TA): 110/70 mmHg, heart rate (HR): 121/min. Spontaneus respiration was existing and there were bilateral diffuse roncuses by listening lungs. Carboxy hemoglobine (COHb) was founded %56,3 in labrotory analysis. In neurological examination, GCS was evaluated as 3. Patient was intubed and taken to the intensive care unit. He connected to the respirator as, Tidal volume: 5ml/kg, frequency: 12/min, PEEP: 5 cmH2O, PSV: 15 mbar, FİO2: %100 in SİMV+ PSV mode. Patological finding wasn’t determined in Cranial tomographie(CT).The patient was sent to hyperbaric oxygenation treatment in first 6 hours of taking dose. Hyperbaric O2 was applied 2 times.According to decreasing of COHb to % 1,4 in blood gases value and recovering of the blood gases into normal, the patient was taken to the CPAP mode at first,then easy breath tried at the end of the 4th day.He was extubed in 4th day and sent to the related clinic with a good health.

Case II: 19 year old female patient was brought to emergency service with the conscious changes and unoriented motions because of the poisoning from the gases that pass out from the stove. İn first examination; general condition was average,pupil light reflex was +/+, eyelash reflex was existing.Heart sounds were ritmic, TA: 120/70 mmHg, KTA: 70/min.Spontaneus respiration was existing and lung sounds were bilateral equal to listening and natural. Carboxy hemoglobine (COHb) level was founded %34,6 in labarotory analysis.In neurological examination GCS was evaluated as 15 and then patient was followed by a mask with %100 O2 and taken to the intensive care unit. She was sent to hyperbaric oxygenation in the first day of taking. Hyperbaric O2 was applied one time. Because of the blood gases value recovered to the normal level, the patient was sent to the related clinic with a good health at the end of the 2 nd day.
As a result, administration of hyperoxygenisaton in early period and begining to the hyperbaric O2 treatment in acute period must be remembered as an important application for mortality and also preventing of neurophysicological sequels that have a probability of being in post period.

6.Chondroid Syringoma Of The Upper Lip: A Report Of A Case
Mustafa Karaca, Aykut Mısırlıoğlu, Ali Dursun Kan, Tayfun Aköz
Pages 89 - 92
Kondroid siringoma ter bezi glandlarından köken alan, genellikle altıncı veya yedinci dekatta ortaya çıkan, nadir görülen bir tümördür. Bu nadir görülen tümörün spesifik bir makroskobik görünümü olmadığından, sık görülen diğer tümöral lezyonlarla karıştırılabilir. Çalışmamızda üst dudağında kondroid siringoma olan otuzyedi yaşında erkek bir olgu sunularak bu nadir tümörün tanı ve tedavisi hakkında literatürdeki bilgiler gözden geçirilmiştir.
Chondroid syringoma is a rare tumor which is derived from the sweat glands. It is usually encountered in the sixth or seventh decade of life. Since it is rare and has no spesific macroscopic appearance, it may be confused with the other frequent skin lesions. In this article, a case of a 37 year-old male patient who had a chondroid syringoma on his upper lip was presented and the literature about the diagnosis and the tretment of this rare tumor is rewieved.

7.Osteochondroma Orıgınatıng From A Rıb: Case Report
Recep Demirhan, Burak Onan, Kürşat Öz, Güven Bulut, Alpaslan Mayadağlı
Pages 93 - 96
Osteokondrom kemik dokunun sık görülen iyi huylu primer tümörüdür. Sıklıkla 1. – 3. dekatta görülür. Genellikle uzun kemiklerin kartilajenöz bölgelerinde görülmektedir. Nadiren kafatası tabanı, vertebral kolon, kosta, skapula ve pelvis yerleşimli olabilir. On yaşındaki erkek olgumuzda sağ üçüncü kosta ve çevresindeki yumuşak dokuda kitle tespit edilmesi üzerine sağ aksiller torakotomi insizyonu ile 3. kosta ve kitle rezeke edildi. Patolojik değerlendirme sonucu osteokondrom olarak raporlandı. Bir yıldır takipte olan olgumuzda herhangi bir patoloji saptanmadı. Bu makalede osteokondrom için nadir yerleşim yeri olan kosta kökenli osteokondrom olgusu literatür bilgisi ile sunulmaktadır.
Osteochondroma is a frequently seen primary tumuor of skeletal system. This pathology is usually observed between first and third decade, and generally originates from cartilaginous part of the long bones. Rarely skull base, columna vertabrales, ribs, scapula and pelvic bones can be involved. A 10-year-male child was diagnosed as having a mass on the right third rib. He underwent resection of the mass and the third rib through a right axillary thoracotomy. Pathologic evaluation of the lesion revealed the diagnosis of osteochondroma. The patient was observed for one year with a favorable outcome after surgery. This report presents a rare pathology of an osteochondroma originating from a rib in the view of the literature.

8.Percutenous Draınage Of Posttraumatıc Pseudocyst Of The Spleen: Case Report
Barış Tüzün, Feyyaz Onuray, Murat Çağ, Levent Kaptanoğlu, Nimet Süslü, Erhan Tunçay, Esra Onuray, Selahattin Vural
Pages 97 - 100
Dalağın sekonder kistleri künt travmaları takiben gelişebilen nadir lezyonlardır. Dalağın gerçek kistleri, pankreas psödokistleri, karaciğerin sol lateral segmente ait basit kistleri ve hidatik kistlerle ayırıcı tanı yapılmalıdır. Komplike ve semptomatik kistlerde splenektomi, cerrahi tedavi seçeneklerinden biridir. Diğer seçenekler parsiyel dekapsülasyon ve parsiyel splenektomidir. Cerrahi dışı tedavi seçeneklerinden perkütan drenaj, hasta için en konforlu olanıdır. Çalışmamızda 20 cm yi aşan çapa sahip posttravmatik semptomatik psödokisti olan bir olgu sunulmuştur. Kist komplikasyonsuz olarak perkütan drene edilmiş ve rekürrens gelişmemiştir.
Secondary cysts of the spleen are rare lesions which can occur following blunt traumas. Differential diagnosis should be made with true cysts of the spleen, pancreatic pseudocysts, simple liver cysts of the left lateral segment and hydatid cysts. Splenectomy is surgical choice for the treatment of symptomatic or complicated cysts. Partial decapsulation and partial splenectomy are other methods. Percutaneous drainage is mostly comfortable for the patient. We present a case of posttraumatic, symptomatic pseudocyst which is over 20 cm. in diameter.The cyst has been drained percutaneously without any complication and no recurrens was detected.

REVIEW
9.İntoksikasyonlara Güncel Yaklaşım
Gülten Arslan, Kemal Tural, Yaman Özyurt, Hüsnü Süslü, Tamer Kuzucuoğlu
Pages 101 - 107
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale