E-ISSN : 2587-1404
ISSN    : 2587-0998

SOUTHERN CLINICS OF ISTANBUL EURASIA - South Clin Ist Euras: 36 (3)
Cilt: 36  Sayı: 3 - 2025
ARAŞTIRMA MAKALESI
1. 
Yanık Yoğun Bakım Ünitesinde Kısıtlayıcı Transfüzyon Bir Hayal mi?
Is Restrictive Transfusion in the Burn Intensive Care Unit a Dream?
Bülent Kaya, Sezer Yakupoğlu, Elif Bombacı, Nur Benzonana, Gaye Filinte, Recep Demirhan
doi: 10.14744/scie.2025.70431  Sayfalar 205 - 212
GİRİŞ ve AMAÇ: Yanık yoğun bakım ünitelerine (YBÜ) yatırılan hastalarda kan transfüzyonu ihtiyacını artırmaktadır. Uzun süreli yoğun bakımda kalmayla paralel olarak kan dolaşımı infeksiyonları (KDİ) riski de artmaktadır. Bu çalışma, transfüzyon ve BSI arasındaki ilişkiyi incelemeyi ve kısıtlayıcı transfüzyon uygulamasını teşvik etmeyi amaçlamaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastanemizin yanık yoğun bakım ünitesinde beş yıl boyunca ciddi yanıkları (toplam vücut yüzey alanının %20’sinden fazla) olan 158 hasta tedavi edildi. Restriktif transfüzyon için hemoglobin (Hb) eşiği 7 g/dL, liberal transfüzyon için ise 10 g/dL olarak belirlendi.
BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 158 hastanın %17.7’si (n=28) kadındı. Hastaların yaş ortalaması 41±15 yıldı. Yanık toplam vücut yüzey alanı (TBSA) ortalaması %42.7±17 (aralığı: %20-92) idi. Yanık nedenleri %79.2’sinde (n=125) alev, %10.1’inde (n=16) elektrik, %7’sinde (n=11) kaynar su, birer hastada (n=0.6) sıcak yağ ve buhar ve %2.5’inde (n=4) kimyasal maddelerdi. Hastaların %11.4’ünde (n=18) kısmi kalınlıkta yanık, %69’unda (n=109) karışık derinlikte (kısmi/tam kalınlıkta) yanık ve %19.6’sında (n=31) tam kalınlıkta yanık mevcuttu. Toplam transfüzyon sayısı ile yanık yüzdesi, yanık yoğun bakım ünitesinde kalış süresi, gerçekleştirilen eskaratomi sayısı, son hemoglobin (Hb), beyaz kan hücresi (WBC) sayısı ve taze dondurulmuş plazma (TDP) ünitesi sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Eritrosit süspansiyonu (ES) transfüzyonlarının %72.5-86.8’inde kısıtlayıcı transfüzyon uygulanmıştır. KDİ’ler arasında en sık izole edilen patojenler %28.5 (n=45) oranında koagülaz negatif stafilokok (KNS), %19.6 (n=31) oranında A. baumannii ve %12.7 (n=20) oranında P. aeruginosa olmuştur. Transfüzyon sayısı ile KNS ve P. aeruginosa izolatlarının varlığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunurken (p<0.05), A. baumannii izolatları arasında böyle bir ilişki bulunmadı (p>0.05). Candida türlerinin neden olduğu BSI oranı %4.5 (n=7) idi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yanık yoğun bakım hastalarında transfüzyonla ilişkili reaksiyonları ve KDİ riskini en aza indirirken optimum hasta desteğini sağlamak için kısıtlayıcı bir transfüzyon stratejisi öneriyoruz.

2. 
Çocuk Yoğun Bakım Ünitesinde Kan Kültüründe Gram-pozitif Bakteri Üremesinin Değerlendirilmesi: Enfeksiyon mu, Kontaminasyon mu?
Evaluation of Gram-Positive Growths in Blood Culture in the Pediatric Intensive Care Unit: Infection or Contamination?
Feyza İnceköy Girgin, Ayten Saracoglu, Nilüfer Yalındağ Öztürk
doi: 10.14744/scie.2025.62444  Sayfalar 213 - 216
GİRİŞ ve AMAÇ: Gram-pozitif mikroorganizmalar kan kültürlerinde sıklıkla saptanmakta olup, bu durum gerçek bir enfeksiyon ya da kontaminasyonu gösterebilir. Bu çalışma, çocuk yoğun bakım ünitesinde (ÇYBÜ) gram-pozitif kültür sonucu olan hastalarda rutin laboratuvar belirteçleri, klinik sonuçlar ve antibiyotik tedavisi arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçladı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2016-2019 yılları arasında gram-pozitif kültür sonucu saptanan 179 ÇYBÜ hastasının retrospektif olarak kayıtları analiz edildi. Demografik bilgiler, ateş durumu, mikrobiyolojik sonuçlar, uygulanan antibiyotik tedavileri, laboratuvar değerleri ve sağkalım sonuçları toplandı.
BULGULAR: Hastaların medyan yaşı 33.00 ay (IQR: 8.00–66.00) olup, 109 (%60.9) erkek ve 70 (%39.1) kız hastaydı. Olumlu kan kültürü sonucu 90 hastada (%50.3) saptandı. Vancomycin 59 hastaya (%33), teikoplanin ise 31 hastaya (%17.3) verildi. Hastanede 34 hasta (%18.9) yaşamını yitirdi. İzole edilen mikroorganizmalar Staphylococcus türleri (%31.3), metisilin dirençli Staphylococcus epidermidis (MRSE) (%45.3), Staphylococcus aureus (%12.3), Staphylococcus epidermidis (%8.4) ve metisilin dirençli Staphylococcus aureus (MRSA) (%2.8) olarak tespit edildi. Beyaz kan hücresi (BKH) ve trombosit (PLT) sayıları, sağ kalanlarda kaybedenlere göre anlamlı olarak yüksekti (sırasıyla, p=0.001 ve p<0.001). Diğer kategorik değişkenler ile mortalite arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Gram-pozitif kültür sonuçları pediatrik yoğun bakım ünitelerinde sıkça karşılaşılmaktadır. Enfeksiyon ve kontaminasyonun ayrımını yapmak için klinik ve laboratuvar parametrelerinin dikkatle değerlendirilmesi ve enfeksiyon varlığında uygun tedavinin başlanması gerekmektedir.

3. 
Varis Dışı Üst Gis Kanamalarında Trombosit İndekslerinin Kanama Ciddiyeti, Prognoz ve Skorlama Sistemleri ile İlişkisi
Relationship Between Platelet Indices with Severity of Hemorrhage, Prognosis and Scoring Systems for Nonvariceal Upper GIS Bleeding
Osman Maviş, Fazıl Burak Dilek, Korhan Kapucu, Banu Boyuk
doi: 10.14744/scie.2025.37973  Sayfalar 217 - 223
GİRİŞ ve AMAÇ: Trombosit indekslerinin [trombosit (PLT), trombositkrit (PCT), ortalama trombosit hacmi (MPV), trombosit dağılım genişliği (PDW)] varis dışı üst gastrointestinal sistem (GİS) kanamalarında kanama ciddiyeti ve prognozu öngörmedeki yerini belirlemeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Varis dışı üst GİS kanaması nedeniyle yatırılmış 210 hasta çalışmaya alındı. Hastaların başvuru anındaki, 5. gündeki ve taburculuklarındaki tam kan sayımı değerleri kaydedildi. Hastaların Rockall ve Blatchford skorları hesaplandı ve Forrest sınıflaması yapıldı.
BULGULAR: Yatış süresi 5 gün üzeri ve transfüzyon ihtiyacı olan hastaların Blatchford ve Rockall skorları; olmayan gruba göre daha yüksekti (p<0.001). Yatış süresi 5 gün üzeri ve altında olan gruplar ve transfüzyon yapılan ve yapılmayan gruplar karşılaştırıldığında PLT, PCT, MPV ve PDW değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). İlk başvuru esnasındaki MPV ve taburculuk esnasındaki MPV ve PDW değerleri ile Blatchford skoru arasında aynı yönlü çok zayıf bir ilişki bulundu. Taburculuk esnasındaki MPV ve PDW değerleri ile Rockall skoru arasında aynı yönlü çok zayıf bir ilişki bulundu. Yatış süresinin 5 gün ve üzeri olması riskini öngörmede, ileriye doğru seçimli lojistik regresyon analizi yapıldığında trombosit indeksleri bağımsız prediktör olarak saptanmadı
TARTIŞMA ve SONUÇ: Üst GİS kanamalarında kanama ciddiyeti ve prognozu belirlemede trombosit indekslerinin bağımsız prediktor olarak yer almadığı, ancak MPV ve PDW nin skorlama sistemleri ile çok zayıf ilişkili olduğu gözlendi.

4. 
Ektopik Gebeliklerde Tek Doz Metotreksat Tedavisinde Başarıyı Etkileyen Faktörler ve 10 Yıllık Klinik Deneyim
Factors Affecting Success in Single-Dose Methotrexate Treatment in Ectopic Pregnancies and 10 Years of Clinical Experience
Emre Mat, İsmail Bağlar, Esra Keles, Ahmet Özkul, Lokman Tekin Ertekin
doi: 10.14744/scie.2025.03780  Sayfalar 224 - 227
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, ileri düzey bir kadın hastalıkları ve doğum merkezinde, 10 yıllık süreçte tek doz metotreksat ile tedavi edilen ektopik gebelik olgularının başarı oranı ile tedaviye yanıtı etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya Ocak 2014-Aralık 2024 tarihleri arasında ektopik gebelik tanısı konmuş ve tek doz sistemik metotreksat tedavisi uygulanan toplam 120 hasta retrospektif olarak dâhil edilmiştir. Hastaların demografik verileri, klinik bulguları, başlangıç β-hCG düzeyleri, tedavi yanıtları ve gerekirse cerrahiye geçiş oranları analiz edilmiştir.
BULGULAR: Çalışmada tek doz metotreksat ile tedavi başarısı %78.3 olarak saptanmıştır. İkinci doz metotreksat uygulaması %13.3, cerrahi gereksinim oranı ise %8.3 olarak bulunmuştur. Başlangıç β-hCG düzeyinin tedavi başarısını etkileyen en önemli faktör olduğu tespit edilmiştir (p<0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Tek doz metotreksat tedavisi, uygun kriterleri taşıyan ektopik gebelik olgularında etkili ve güvenli bir tedavi seçeneğidir. Başlangıç β-hCG düzeyi ve ektopik kitle özellikleri dikkate alınarak hasta seçiminin dikkatli yapılması, tedavi başarısını artırabilir ve cerrahiye olan gereksinimi azaltabilir.

5. 
Distal Femur Fizyel Kırıklarının Klinik ve Radyolojik Sonuçları
Clinical and Radiological Outcomes of Distal Femur Physeal Fractures
Ahmet Berkay Girgin, Ahmet Acar, Ömer Torun, Hakan Aslan, Evrim Duman, Osman Yağız Atlı, Hüseyin Bilgehan Çevik
doi: 10.14744/scie.2025.57224  Sayfalar 228 - 232
GİRİŞ ve AMAÇ: Distal femoral fizyel yaralanmaları genellikle yüksek enerjili travmalardan sonra oluşur ve pediatrik popülasyonda görülen ciddi yaralanmalardır. Bu çalışmanın amacı, birinci seviye pediatrik travma merkezinde tedavi edilen distal femoral fizyel yaralanmaları epidemiyolojik olarak incelemek ve takip sırasında oluşan komplikasyonları bildirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya, acil servise distal femoral fizyel yaralanma ile başvuran, 18 yaş altı hastalar dahil edildi. Hastaların demografik verileri, tıbbi öyküleri, ameliyat öncesi bulguları, yaralanma mekanizmaları, ameliyat sonrası sonuçları, takip süresince gelişen komplikasyonlar kaydedildi. Kırıkları kategorize etmek için Salter-Harris sınıflaması kullanıldı.
BULGULAR: Çalışmaya toplam 21 hasta alındı ve yaş ortalaması 12.3 yıl (dağılım, 1-16 yıl) idi. Erkek/kadın oranı 2.5 idi. 12 hastada (%57.2) Salter-Harris tip 2 kırık vardı ve bu en sık görülen tipti. 19 (%90.5) kırık farklı fiksasyon yöntemleri kullanılarak cerrahi olarak tedavi edildi. Ortalama takip süresi 97 ay (dağlım, 72-133 ay) idi. Takip sırasında gözlenen komplikasyonlar genu valgum (n=2, %9.5), ekstremite uzunluk farkı (n=2, %9.5), reoperasyon (n=7, %33.3) ve hareket kısıtlılığı (n=1, %4.8) idi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Distal femoral fizyal yaralanmalar yüksek komplikasyon oranına sahip yaralanmalardır ve bu komplikasyonlar, büyüme duraklaması gibi, yetişkinlikte ciddi sorunlara yol açabilir. Bu yaralanmalar nispeten nadir görülse de, hastalar uygun şekilde tedavi edilmeli ve olası geç komplikasyonlar için iskelet maturitesine kadar düzenli olarak takip edilmelidir.

6. 
Vicdani Zekanın Sosyodemografik Özelliklere Göre İncelenmesi: Sağlık Çalışanlarında Bir Uygulama
An Examination of Conscientious Intelligence Based on Sociodemographic Aspects: A Study on Healthcare Professionals
Halim Ömer Kaşıkcı
doi: 10.14744/scie.2025.54514  Sayfalar 233 - 239
GİRİŞ ve AMAÇ: Vicdani zekâ, mantıksal ve duygusal zekâdan farklı olarak karar aşamasında vicdana danışarak iyiyi ve kötüyü bulmak ve bilinçli olarak iyiyi, doğruyu seçmek şeklinde tanımlanabilir. Bu çalışmada, sağlık çalışanlarının vicdani özelliklerinin sosyodemografik özelliklere göre farklılıklarını belirlemek amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma tanımlayıcı ve kesitsel tipte planlanmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu ve Vicdani Zekâ Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Kişisel Bilgi Formu çalışanların demografik özellikleri yedi soru ve ölçekler kapsamındaki 32 maddeden oluşmaktadır. 2017 yılında Aktı ve arkadaşları tarafından geliştirilen Ölçek 32 maddeden ve 7 alt faktörden oluşmaktadır. Çalışmanın evrenini toplam 380 çalışan oluşturmaktadır. Örnekleme gidilirken tam sayım metoduyla tüm çalışanlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmaya katılmayı kabul eden 277 kişiye ulaşılarak anket yapılmıştır. Veriler SPSS programında istatistiksel teknikler kullanılarak analiz edilmiştir.
BULGULAR: Vicdani zekâ ölçeği Cronbach alpha değeri 0,87 olarak bulunmuştur. Bu sonuç, araştırma için ölçeğinin güvenilir olduğu göstermektedir. Katılımcıların %84.1’inin kadın olduğu, %63.9’unun evli olduğu, %35.5’inin çocuğu olmadığı, %41.3’ünün 26-34 arası yaşta olduğu, %40.1’inin lise mezunu olduğu, %51.5’inin 5 yıl altında hizmet süresine sahip olduğu, %43’ünün Ebe-hemşire meslek grubuna sahip olduğu görülmektedir. Vicdani zekâ ortalaması 121.28 ve standart sapması 12.8 olarak bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Araştırma bulgularına göre katılımcıların vicdani zekâ puanı ortalamaları yüksek seviyede bulunmuştur. Sağlık çalışanlarının vicdan zekâ ortalama puanlarının sosyodemografik özelliklerinden cinsiyet ve medeni durum değişkenlerine göre farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Sağlık çalışanlarının vicdani zekâ ortalama puanlarının sosyodemografik özelliklerinden çocuk sayısı, yaş, öğrenim durumu, hizmet süresi ve unvan değişkenlerine göre farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.

7. 
Polikistik Over Sendromlu Kadınlarda Elektronik Sağlık Okuryazarlığı ile Yaşam Kalitesi Arasındaki İlişki: Web Tabanlı Kesitsel Bir Çalışma
Relationship Between Electronic Health Literacy and Quality of Life in Women with PCOS: A Web-Based Cross-Sectional Study
Sahra Sultan Kara, Esra Keleş, İsmail Bağlar
doi: 10.14744/scie.2025.76500  Sayfalar 240 - 246
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, polikistik over sendromu (PKOS) tanısı alan kadınlarda elektronik sağlık okuryazarlığı ile sağlık ilişkili yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma, PKOS’lu kadınlar arasında yürütülen kesitsel, web tabanlı bir anket araştırmasıdır. Katılımcılar, elektronik Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (eHEALS) ve PKOS Yaşam Kalitesi Ölçeği-50’nin (PCOSQ-50) Türkçe’ye valide edilmiş ölçeklerini doldurmuştur. Elektronik sağlık okuryazarlığı ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek üzere Spearman korelasyon analizi ve yaş, beden kitle indeksi (BKİ), eğitim düzeyi ve medeni durum gibi kovaryantlar için düzeltilmiş multiple lineer regresyon analizi uygulanmıştır.
BULGULAR: Çalışmaya toplam 399 kadın katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 28.5±6.5 yıl, ortalama BKİ değeri ise 27.1±9.1 kg/m²’dir. eHEALS puanları ile PCOSQ-50 toplam puanları arasında orta düzeyde pozitif bir korelasyon saptanmıştır (ρ=0.315, p<0.001). En güçlü ilişki duygusal alt boyutta gözlenmiştir (ρ=0.326, p<0.001), bunu baş etme (ρ=0.239, p<0.001) ve hirsutizm (ρ=0.240, p<0.001) alt boyutları izlemiştir. Regresyon analizinde, eHEALS skoru yaşam kalitesinin anlamlı bir pozitif yordayıcısı olarak bulunmuştur (β=0.282, p<0.001); BKİ ise yaşam kalitesiyle negatif yönde ilişkili çıkmıştır (β=-0.353, p<0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: PKOS’lu kadınlarda daha yüksek düzeyde elektronik sağlık okuryazarlığı, özellikle duygusal iyilik hali ve baş etme stratejileri olmak üzere yaşam kalitesinin pek çok yönüyle olumlu şekilde ilişkilidir. Dijital sağlık okuryazarlığını geliştirmeye yönelik hedeflenmiş müdahaleler, bu hasta grubunda semptom yönetimi ve psikososyal iyilik halini artırmada etkili olabilir.

8. 
Pediatrik Yoğun Bakım Ünitesinde Uzamış (≥30 Gün) Yatışla İlişkili Faktörlerin Retrospektif Analizi: Tek Merkez Deneyimi
A Retrospective Analysis of Factors Associated with Prolonged (≥ 30 Days) Stay at the Pediatric Intensive Care Unit: A Single Center Experience
Feyza İnceköy Girgin, Betül Ayaz Seçil, Ayten Saracoglu, Nilüfer Yalındağ Öztürk
doi: 10.14744/scie.2025.69370  Sayfalar 247 - 252
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, çocuk yoğun bakım ünitesinde (ÇYBÜ) uzun süre kalan hastaların klinik ve demografik özelliklerini, yatış süresini uzatan tıbbi ve sosyal nedenlere odaklanarak analiz etmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: ÇYBÜ’de 1 Ocak 2017 ile 1 Mayıs 2025 tarihleri arasında 30 günden fazla yatan hastaların tıbbi kayıtları yatış süresini uzatan nedenler açısından retrospektif olarak incelendi.
BULGULAR: Toplam 328 uzamış ÇYBÜ yatışı olan hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların ortalama yaşı 4.3 yıl (dağılım: 1 ay – 17.8 yıl), ortalama ÇYBÜ yatış süresi 92 gün olarak saptandı (dağılım: 30–920 gün). En sık başvuru nedeni solunum yetersizliği idi (%68.9). Hastaların %71.6’sında altta yatan kronik hastalık mevcuttu. Bu hastalıkların en yaygın olanları santral sinir sistemi hastalıkları (%30.2) ve kronik solunum sistemi hastalıklarıydı (%23). Toplamda 214 hastaya (%65.2) trakeostomi işlemi uygulanırken, 72 hastada (%22) gastrostomi açılması gerekli olmuştur. Tüm hastalar (%100) mekanik ventilasyon desteği aldı. Mortalite, toplam 34 hastada (%14.8) gözlendi; bu ölümlerin 21’i (%13.4) kardiyak nedenlere, 13’ü (%1.4) ise beyin ölümüne bağlıydı. Trakeostomi uygulanan hastalarda, ÇYBÜ’de kalış süresi çoğunlukla hastanın klinik
durumundan bağımsız, klinik dışı nedenlerle uzamıştı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sosyal nedenlerle ÇYBÜ’ne kabul edilen hastalarda, yatış süresi anlamlı düzeyde daha uzun bulunmuş; bu hastalarda trakeostomi uygulama oranı, kronik ventilasyon desteği ihtiyacı ve altta yatan kronik hastalık prevalansı daha yüksek saptanmıştır. COVID-19 pandemisi sonrası süreçte, sosyal nedenli yoğun bakım kabul oranlarında artış saptanmıştır. Yoğun bakım kaynaklarını belirgin şekilde tüketen bu hasta grubuna yönelik alternatif bakım modellerinin geliştirilmesi, ÇYBÜ üzerindeki yükün azaltılmasına katkı sağlayabilir.

9. 
Üçüncü Basamak Yoğun Bakım Ünitesinden Göğüs Hastalıkları Servisine Devredilen Hastalarda Prognoz ve İlişkili Faktörler
Prognosis and Associated Factors in Patients Transferred from a Tertiary Intensive Care Unit to the Pulmonology Ward
Berrin Zinnet Eraslan, Nesrin Kıral, Yusuf Furkan Aydınlı, Ali Fidan, Sevda Şener Cömert
doi: 10.14744/scie.2025.98853  Sayfalar 253 - 257
GİRİŞ ve AMAÇ: Yoğun bakım ünitesinden (YBÜ) servise hasta transferi, klinik açıdan zorlu bir süreçtir. Devir kararının titizlikle verilmesi ve serviste yakın izlem sağlanması, mortaliteyi ve yoğun bakıma tekrar yatış gereksinimini azaltabilir. Bu çalışmanın amacı, üçüncü basamak yoğun bakım ünitesinden göğüs hastalıkları servisine devredilen hastalarda bir aylık mortalite ile ilişkili prognostik faktörleri değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu retrospektif gözlemsel çalışmaya, Ocak 2024-Temmuz 2024 tarihleri arasında üçüncü basamak yoğun bakım ünitesinden göğüs hastalıkları servisine devredilen hastalar dahil edilmiştir. Hastalara ait demografik, klinik ve laboratuvar bulgular ile taburculuk durumu ve bir aylık mortalite verileri değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Çalışmaya toplam 114 hasta dahil edildi. Bir aylık mortalite oranı %23.7 (27 hasta) idi. Mortalite gelişen hastalarda albümin ve hemoglobin düzeyleri anlamlı olarak daha düşük, servise yatış sırasında ortalama kalp atış hızı ise daha yüksekti. Ayrıca, tek değişkenli analizde yoğun bakım ünitesine yeniden yatış ve malignite varlığı mortalite ile anlamlı şekilde ilişkiliydi. Ancak çok değişkenli lojistik regresyon analizinde yalnızca yoğun bakım ünitesine yeniden yatış, mortalitenin bağımsız bir öngörücüsü olarak kaldı (p=0.032); malignite ve yüksek kalp atış hızı ise istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (sırasıyla, p=0.297 ve p=0.092).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Üçüncü basamak yoğun bakım ünitesinden göğüs hastalıkları servisine devredilen hastalarda kısa dönem mortalite riski yüksektir. Bu çalışmada, yoğun bakıma yeniden yatışın bir aylık mortalitenin bağımsız bir öngöstergesi olduğu gösterilmiştir. Ayrıca, yüksek nabız sayısı istatistiksel olarak sınırda anlamlılık göstermiştir. Bu parametreler, yüksek riskli hastaların belirlenmesinde klinik açıdan dikkate alınmalı; bu hastaların erken tanımlanması ve yakından izlenmesi, klinik sonuçları iyileştirmeye katkı sağlayabilir.

10. 
Yüksek Riskli HPV Pozitifliği ve Anormal Servikal Sitolojisi Olan Gebe Kadınlarda Antepartum ve Postpartum Dönemde Servikal İntraepitelyal Neoplazinin Doğal Seyri
Natural History of Cervical Intraepithelial Neoplasia During Antepartum and Postpartum Periods in Pregnant Women with High-Risk HPV Positivity and Abnormal Cervical Cytology
İlkan Kayar, Ferhat Çetin, Özer Birge
doi: 10.14744/scie.2025.29577  Sayfalar 258 - 266
GİRİŞ ve AMAÇ: Gebelik sürecinde alınan serviks uteri kanser tarama testlerinden yüksek riskli human papillomavirüs (HPV) pozitif ve anormal servikal sitolojik testi (CVS) sonuçlarının kolposkopik değerlendirmesi ve antenatal ve postpartum dönemde sitolojik ve histopatolojik sonuçlarının karşılaştırılması amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2022-2025 yılları arasında rutin antenatal takiplerinde alınan serviks uteri kanser tarama testlerinde HPV pozitif ve anormal sitolojik sonuçları olan 25 yaş üzeri 32 gebe çalışmaya dahil edildi. Çalışmamız gebelik sürecinde başvuran kadınlardan ilk muayenede HPV ve servikovajinal smear testi alınan ve sonuçlarında high risk HPV pozitif ve/veya anormal sitolojik değişiklikler olan olgulardan oluşmaktadır.
BULGULAR: Çalışmamızın genel sonuçlarına bakıldığında; postpartum 6. ayda alınan smear sitolojisine göre displazi izlenmeyen grupta displazi izlenen gruba göre NILM (Negative intraepitelyal lezyon veya malignite) yani iyileşme oranlarının %46 ya karşılık %11 gibi daha yüksek olduğu ve iki grup arasında istatistiksel anlamlı farklılık izlendi (p=0.038). Postpartum 6. haftada yapılan kolposkopik değerlendirme ve alınan biyopsi sonuçlarının antenatal dönemde yapılan kolposkopik değerlendirme ve biyopsi sonuçları ile arşılaştırıldığında; tüm olguların %9’unun progrese, %63’ünün persiste kaldığı ve %28’inin ise regrese oldukları izlendi. Özellikle doğum şeklinin histopatolojik sonuçlara etkisi ve buna bağlı oranlara bakıldığında ise normal spontan vajinal doğumda 6 olguda %38 ve sezaryen doğumda ise 3 olgu %19 oranında regresyon oranlarını olduğu ve normal doğum sonrası regresyon oranlarının anlamlı yüksek olduğu görüldü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Gebelik sürecinde alınan ve yüksek risk HPV pozitif ve/veya anormal sitolojik test sonuçlarına göre olgulara kolposkopik değerlendirilmesinin yanı sıra gebelik sürecinde sadece konservatif yaklaşım ve postpartum dönemde kolposkopi ve biyopsi yaklaşımı rahatlıkla yapılabilir.

11. 
Pediatrik Nefroloji Polikliniğinde Üriner Sistem Taş Hastalığı Tanısı Alan Hastaların Değerlendirilmesi
Evaluation of The Patients Diagnosed with Urinary Stone Disease in Our Pediatric Nephrology Clinic
İrem Ünal, Nuran Küçük, Nahide Haykır Zehir, Yasemin Akın
doi: 10.14744/scie.2025.22605  Sayfalar 267 - 272
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, pediatrik nefroloji polikliniğinde üriner sistem taş hastalığı tanısı alan çocuk hastaların demografik özelliklerinin, klinik başvuru şekillerinin, metabolik bozukluklarının, radyolojik bulgularının ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu retrospektif, tanımlayıcı çalışmaya, Ocak 2016 ve Aralık 2016 tarihleri arasında üriner sistem taş hastalığı tanısı alan 0–18 yaş arası 256 çocuk hasta dahil edildi. Hastaların klinik verileri, laboratuvar sonuçları, radyolojik bulguları ve uygulanan tedavi yöntemleri hasta dosyalarından elde edilerek istatistiksel olarak analiz edildi.
BULGULAR: Hastaların %52.3’ü erkekti ve ortanca yaş 39.5 [15.0–87.0] ay olarak belirlendi. En sık başvuru nedeni bilinen taş hastalığı takibi (%21.5) olup bunu abdominal ağrı ve huzursuzluk izledi. Hastaların %61.3’ünde aile öyküsü pozitifti, %5.5’inde ise ebeveynler arasında akraba evliliği mevcuttu. Metabolik anormallikler olguların %57’sinde tespit edildi; en sık saptananlar hipositraturi (%34.4), hiperkalsiüri (%20.7) ve hiperoksalüri (%17.9) idi. Hipositraturi daha çok büyük çocuklarda, hiperkalsiüri ise bebeklerde daha yaygın olarak gözlendi. Hastaların %70.7’sine medikal tedavi başlandı ve bunların %69.1’inde potasyum sitrat kullanıldı. Cerrahi girişimler arasında ekstrakorporeal şok dalga litotripsi (%12.6), perkütan nefrolitotomi (%2) ve açık cerrahi (%3.1) yer aldı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Pediatrik üriner sistem taş hastalığı sıklıkla metabolik bozukluklarla, özellikle hipositraturi ile ilişkili olup ailevi yatkınlık gösterebilir. Uygun görüntüleme ve metabolik tarama ile erken tanı konulması, ardından hedefe yönelik medikal tedavinin başlanması, renal komplikasyonların önlenmesi ve cerrahi girişim gereksiniminin azaltılması açısından önemlidir.

12. 
Sezaryenle Doğum Yapan Term Gebelerde Yüksek Akım Nazal Kanül Oksijen Uygulamasının Yenidoğan Sonuçlarına Etkisi: Prospektif Randomize Bir Çalışma
The Newborn Outcomes Following HFNCO in Term Parturients Undergoing Caesarean Section: A Prospective Randomized Study
Hatice Durmuş, Mehmet Yılmaz, Emine Yurt, Ayse Zeynep Turan Cıvraz, Ayten Saracoglu, Bedirhan Günel, Kemal Tolga Saracoglu
doi: 10.14744/scie.2025.60963  Sayfalar 273 - 278
GİRİŞ ve AMAÇ: Yüksek akım nazal oksijenasyon (YANO), gebe olmayan hastalarda iyi bilinen bir preoksijenasyon tekniğidir. Ancak, term gebelerdeki etkinliği belirsizliğini korumakta olup bazı çalışmalar yetersiz sonuçlar bildirmiştir. Ayrıca, bu hasta grubunda yenidoğan sonuçlarına ilişkin veriler sınırlıdır. Bu çalışma, genel anestezi altında sezaryen uygulanacak gebelerde YANO’nun yenidoğan sonuçlarına etkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Birincil sonuç olarak Apgar skorları, ikincil sonuç olarak ise umbilikal venöz kan gazı parametreleri incelenmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Etik Kurul onayı ve klinik çalışma kaydı (NCT03903003) sonrasında 102 term gebe rastgele iki gruba ayrıldı: YANO grubu (n=50) ve konvansiyonel yüz maskesi ile preoksijenasyon grubu (n=52). YANO grubuna 60 L/dk hızında oksijen, konvansiyonel gruba ise %100 oksijen 10 L/dk hızında uygulandı. End-tidal oksijen (etO₂) düzeyi %90’a ulaştığında indüksiyon başlatıldı ve entübasyon sırasında oksijenasyon sürdürüldü. Yenidoğanların 1. ve 5. dakikadaki Apgar skorları, umbilikal venöz kan gazı değerleri ve maternal hemodinamik parametreler kaydedildi.
BULGULAR: YANO grubunda Apgar skorları hem 1. dakikada (9 (3-10) vs. 8 (3-10); p<0.001) hem de 5. dakikada (10 (7-10) vs. 10 (4-10); p<0.001) anlamlı olarak daha yüksekti. Kordon venöz kan gazı parametreleri gruplar arasında benzerdi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sezaryen uygulanacak gebelerde preoksijenasyon amacıyla YANO’nun indüksiyon öncesi ve sırasında kullanımı, konvansiyonel yüz maskesi oksijenasyonuna kıyasla yenidoğan Apgar skorlarını iyileştirmiştir. Bu bulgular, obstetrik anestezide YANO’nun güvenli ve etkili bir preoksijenasyon yöntemi olduğunu desteklemektedir.

13. 
Menopozal Genitoüriner Sendrom Tedavisinde Vajinal Östrojen, Hiyalüronik Asit ve Oral Probiyotiklerin Karşılaştırılması
Comparison of Vaginal Estrogen, Hyaluronic Acid, and Oral Probiotics for the Treatment of Genitourinary Syndrome of Menopause
Emre Mat, İsmail Bağlar, Esra Keles
doi: 10.14744/scie.2025.05579  Sayfalar 279 - 285
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, menopozal genitoüriner sendromun (GÜSM) tedavisinde standart tedavi yöntemi olan vajinal östradiol ile hormonal olmayan alternatifler olan vajinal hiyalüronik asit ve oral probiyotiklerin etkinliğini karşılaştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu prospektif çalışma, Haziran-Eylül 2024 tarihleri arasında Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi’nde yürütüldü.
GÜSM tanısı konulan kadınlar, sekiz hafta süreyle vajinal hiyalüronik asit ovülleri, vajinal östradiol tabletleri veya oral probiyotik tedavisine randomize edildi. Birincil sonuç ölçütü, Vajinal Sağlık İndeksi (Vaginal Health Index, VHI) skorundaki değişimdi. İkincil sonuç ölçütleri arasında Kadın Cinsel Sıkıntı Ölçeği-Gözden Geçirilmiş (Female Sexual Distress Scale-Revised, FSDS-R) ve Menopoz Değerlendirme Ölçeği (Menopause Rating Scale, MRS) skorlarındaki değişiklikler yer aldı.
BULGULAR: Çalışmaya toplam 60 katılımcı (vajinal östrojen=20, vajinal hiyalüronik asit=20, oral probiyotik=20) sekizinci haftada veri sağladı. Üç tedavi grubunun tamamında VHI skorlarında anlamlı iyileşmeler ve FSDS-R ile MRS skorlarında başlangıca kıyasla anlamlı azalmalar gözlendi (grup içi karşılaştırmalarda p<0.001). FSDS-R skorlarındaki değişim açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0.176). Tedaviye bağlı ciddi advers olay bildirilmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma, vajinal östradiol, vajinal hiyalüronik asit ve oral probiyotiklerin GÜSM’li kadınlarda vajinal sağlıkta belirgin iyileşme, cinsel sıkıntıda azalma ve menopozal semptomların hafiflemesinde etkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca, oral probiyotikler ve vajinal hiyalüronik asit, özellikle hormon tedavisinden kaçınmak isteyen kadınlar için umut vaat eden hormonal olmayan tedavi seçenekleri olabilir.

OLGU SUNUMU
14. 
Kartagener Sendromu Olan Hastada Dev Sternal Kondrosarkomun Geniş Rezeksiyonu ve 3D Titanyum Plak ile Rekonstrüksiyonu
Wide Resection of a Giant Sternal Chondrosarcoma and Reconstruction with a Custom-Made 3D Titanium Plate in a Patient with Kartagener Syndrome
Recep Demirhan, Berk Cimenoglu
doi: 10.14744/scie.2025.22230  Sayfalar 286 - 288
Sternum tümörleri nadir görülmekle beraber bu tümörlerin büyük çoğunluğunu kondrosarkomlar oluşturur. Kondrosarkomlar kemoterapiye genellikle duyarsızdır ve birinci seçenek tedavi cerrahi rezeksiyondur. Göğüs ön duvarında yerleşmiş malignitelerde nüksü engellemek için geniş rezeksiyon yapılmalıdır. Geniş rezeksiyondan sonra oluşan defektif alanın göğüs duvarı rijiditesini bozmayacak şekilde rekonstükte edilmesi hem intratorasik organların travmalara duyarlılığını azaltmada hem de solunum mekaniğini devam ettirme açısından önemlidir. Bu raporda sternal kondrosarkomu olan Kartagener sendromlu hastada kişiye özgü 3D rekonstrüksiyonu uyguladığımız olguyu sunmayı amaçladık. - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

15. 
Kronik Yaralarda Amniyotik Membran Kullanımının Etkinliği
Efficacy of Amniotic Membrane Use in Chronic Wound Treatment
Samed Oğuzhan Akın, Emrah Aras, Çağla Çiçek, Gaye Filinte
doi: 10.14744/scie.2025.40336  Sayfalar 289 - 293
Bu çalışma, insan amniyotik membranının kronik yara bakımındaki etkinliğini incelemekte ve doku rejenerasyonunu destekleyici özellikleri ile cerrahi müdahale gereksinimini azaltmadaki potansiyel rolünü değerlendirmektedir. Diyabet ve vasküler hastalıklar gibi komorbid durumlarla sıklıkla ilişkilendirilen kronik yaralar, klinik yönetim açısından önemli zorluklar teşkil etmektedir. Ekstrasellüler matriks bileşenleri ve büyüme faktörleri bakımından zengin, damarsız bir biyolojik yapı olan insan amniyotik membranı, immünomodülatör ve rejeneratif özellikleri sayesinde umut verici bir tedavi seçeneği sunmaktadır. Çalışmada, bir yara bakım ünitesinde kronik yara nedeniyle insan amniyotik membranı
ile tedavi edilen yedi hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Tedavi uygulamaları bir ila iki haftalık aralıklarla gerçekleştirilmiş olup, sterilite kurallarına uygun uygulama ve düzenli takip süreçlerine özel önem verilmiştir. Elde edilen bulgular, yara boyutlarında anlamlı küçülme, granülasyon ve epitelizasyon süreçlerinde hızlanma ile karmaşık cerrahi gereksiniminde azalma olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle eşlik eden sistemik hastalıkları bulunan hastalarda, daha basit rekonstrüktif cerrahi girişimlere olanak sağlayacak şekilde uygun yara yatağı hazırlığı sağlanmıştır. Olumlu klinik sonuçlara rağmen, çalışmanın sınırlı örneklem büyüklüğü ve kontrol grubunun bulunmaması gibi kısıtlılıkları dikkate
değerdir. Bulgular mevcut literatür ile uyum göstermekte olup, insan amniyotik membranının kronik yara yönetiminde standart tedavi protokollerine entegre edilmesine yönelik daha geniş örneklemli ve kontrollü çalışmalara ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır. Genel olarak, insan amniyotik membranı; konservatif ve cerrahi yaklaşımlar arasında bir köprü işlevi görebilecek, maliyet etkin ve yenilikçi bir tedavi alternatifi olarak öne çıkmaktadır.

DERLEME
16. 
Kronik Lenfositik Lösemide LEF1 Proteininin Rolü ve Farklı Tedavi Yöntemleri
The Role of LEF1 Protein in Chronic Lymphocytic Leukemia and Different Treatment Methods
Ayça Nur Demir, Cumali Yalçın, Aycan Acet, Can Özlü
doi: 10.14744/scie.2024.23921  Sayfalar 294 - 300
Kemik iliği ve lenf düğümlerinin bir malignitesi olan kronik lenfositik löseminin (KLL) kaynağı, beyaz kan hücrelerinin bir alt türü olan lenfositlerdir. Tek bir lenfosit kanser hücresine dönüşebilir, zamanla çoğalabilir ve sonunda lenf düğümlerinde ve kemik iliğinde normal lenfositlerin yerini alabilir. Bu hücreler artık normal lenfositlerin aksine enfeksiyonla savaşamaz. Lenfoid güçlendirici bağlama faktörü-1 (LEF1), Wnt yolu hedef genlerinin düzenlenmesinde önemli bir rol oynadığı gösterilen LEF/TCF transkripsiyon faktörü ailesinin bir parçasıdır. LEF1 birçok kanserde çok önemli bir rol oynar. Son yıllarda yapılan çalışmalar LEF1’in CLL’de aşırı eksprese edildiğini göstermiştir. LEF1, özellikle B hücresi farklılaşmasının erken aşamalarında eksprese edilir ve hayatta kalma ve çoğalma için gereklidir. Bu derlemede, KLL’de hastalığın genel seyri, uygulanan tedavi stratejileri ve LEF1 proteininin rolü güncel çalışmalar ışığında analiz edilmiştir.

CORRIGENDUM
17. 
Corrigendum: Öncelik 3 (Yeşil Alan) Kodlu Hastaların Acil Servise Başvurma Sebepleri ve Acil Servisin Yoğunluğuna Etkileri
Corrigendum: The Reasons of Apply to the Emergency Department By Priority 3 (Green Tags) Coded Patients and the Effects on the Intensity of the Emergency Department
Erdal Yılmaz, Mehmet Okumus
doi: 10.14744/scie.2025.26429  Sayfa 301
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale