| ARAŞTIRMA MAKALESI | |
| 1. | BÖBREK TAŞI-OSTEOPOROZ İLİŞKİSİ THE RELATIONSHIP BETWEEN KIDNEY STONES AND OSTEOPOROSIS Mesut Ünsal, Orhan Ünal, Sedat VarolSayfalar 345 - 348 DEXA (dual energy x-ray absorptiometry) yöntemi ile kemik mineral dansiteleri ölçülen toplam 207 hasta böbrek taşı açısından incelendi. Böbrek taşı olan 55 hastada yaş, gebelik, parite, titan vücut kemik mineral dansitesi (TVKMD), femur boynu kemik mineral dansitesi (FBKMD), lumbal 2-4 vertebra kemik mineral dansitesi (L2-4KMD) değerleri saptanarak böbrek taşı olmayan 152 hastadaki aynı parametrelerle karşılaştırıldı. Böbrek taşı olan hastaların yaş ortalaması (p<0.001) ve paritesi (p<0.05) anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Tüm vücut ölçümlerinde böbrek taşı olan olguların daha yaşlı olduğu (p<0.001), gebelik ve parite açısından anlamlı bir fark olmadığı (p>0.05) ve böbrek taşı olan hastaların TVKMD değerlerinin anlamlı olarak daha düşük olduğu bulundu (p<0.001). Vertebral ölçümlerde yaş, gebelik ve parite böbrek taşı olan hastalarda anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0.05). Her iki grubun L2-4 KMD değerleri arasında ise anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Yapılan femur ölçümlerinde ise renal taş grubunda yaş, gebelik, parite anlamlı olarak daha yüksek (p<0.05), FBKMD değeri ise anlamlı olarak daha düşük bulundu (p<0.05). Böbrek taşı olan hastalar ile kontrol grubundaki hastaların TVKMD, L2-4KMD, FBKMD değerlerindeki farklılık nedenleri üzerinde duruldu. |
| 2. | MENENJİTLİ HASTALARDA BEYİN-OMURİLİK SIVISI ALFA-1-ANTİTRİPSİN DEĞERLERİ CEREBROSPINAL ALPHA1 ANTITRYPSIN LEVELS IN PATIENTS WITH MENINGITIS Nadir Girit, Gülnur Tokuç, Ahmet Özgüner, Serdar ÖzerSayfalar 349 - 351 Pozitif akut faz reaktanlarından olan alfa1-antitripsinin BOS (beyin-omurilik sıvısı) değerlerini ve aseptik ile bakteriyel menenjit ayırıcı tamsındaki önemini saptamak amacıyla bakteriyel menenjitli 25; aseptik menenjitli yedi; enfeksiyonu olmayan sekiz, çocukta BOS alfa1-antitripsin seviyelerini ölçtük ve bakteriyel menenjitlilerde anlamlı derecede yüksek bulduk. |
| 3. | AKUT MİYOKARD İNFARKTÜSÜNDE İNTRAVENÖZ STREPTOKİNAZ UYGULAMASI VE ÖNEMİ INTRAVENOUS STREPTOKINASE ADMINISTRATION AND ITS IMPORTANCE IN ACUTE MYOCARDIAL INFARCTION Birsel Kavaklı, Özgür Şamilgil, Ali Yayla, Selahattin ErtürkSayfalar 352 - 356 Son yıllarda akut miyokard infarktüsünde (AMİ), trombolitik ajanlar bir çok geniş, randomize, kontrol gruplu çalışmalar ile değerlendirilmiş ve önemli oranda mortaliteyi azalttıkları doğrulanmıştır. Bu çalışma halen trombolitik ajanların kullanımının, sadece kardiyoloji merkezleriyle sınırlı kaldığı ülkemiz Devlet Hastaneleri'nde de kullanılabilirliğini araştırmak için yapıldı. Çalışmaya alınan 23 olgu, yaş, cinsiyet, geliş ağrısı, risk faktörlerinin dağılımı ve infarkt lokalizasyonlarının dağılımı açısından istatistiksel anlamlı fark bulunmayan 25 kişilik SKZ uygulamasından hemen önceki grup ile karşılaştırıldı. SKZ grubunda, sık ventriküler erken atımlar, supraventriküler taşikardi, bradikardi, dal ve fasikül blokları, post MI angina, kontrol grubuna göre daha azdı. Bu sonuçlar istatistiki olarak anlamlı idi (p<0.05, p<0.02). Konjestif kalp yetmezliği SKZ grubunda %8.6, kontrol grubunda %16 idi, morlalite ise SKZ grubunda %3.4, kontrol grubunda %16 idi. Ancak bu sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. SKZ grubunda gelişte dal ve fasikül bloğu mevcut olan beş hastanın beşinde de bloklar tedaviyle kayboldu. Ortalama 2. aylarında koroner anjiografi yaptırılan altı hastanın altısında da infarktan sorumlu arter açık olarak bulundu. Sonuç olarak AMİ'nin erken prognozuna çok olumlu etkileri olan benzerlerine göre nispeten ucuz olan streptokinaz tedavisinin Türkiye'de Kardioloji merkezleri dışında da kullanımı kolay, güvenilir ve gerekli bir tedavi rejimi olduğu gözlemlenmiştir. |
| 4. | İSTANBUL'DA HİV-1 ENFEKSİYONU HIV-1 INFECTION IN ISTANBUL O Şadi Yenen, Güler Yayli, Fahri Aslantürk, Suat Selçuk, Selim BadurSayfalar 357 - 359 Bu çalışma İstanbul'da bildirilen ilk 100 HIV-1 enfekte olgunun yayılma yolu ve coğrafi orijinini araştırmak amacı ile yapılmıştır. Kasım 1985-Kasım 1990 tarihleri arasında 100 olgu araştırılmıştır. Onbeşi erkek, üçü kadın ve biri çocuk 19 kişide AİDS gelişmiş ve 17'si ölmüştür. Bu olguların beşi kan ve kan ürünleri alanlar, dördü intravenöz uyuşturucu kullanıcıları, üçü homoseksüel, beşi heteroseksüel, biri çocuktan anneye ve bir olgu da hem homoseksüel hem de intravenöz uyuşturucu kullanıcısıydı. On olgu yurt dışında en az altı ay kalmıştı. Transfüzyon geçiren grupta üç kişi, transfüzyonu yurt dışında geçirmişlerdi, içlerinden bir çocuk ve bir erkek yurt dışından getirilen kan ürünleri almışlardı. Dört intravenöz uyuşturucu kullanıcısı yurt dışında iken aynı iğneyi kullanmıştı. Olgulardan birinde, hastanın kocası bir Avrupa ülkesinde çalışmaktaydı. Başka bir olgu homoseksüel bir turist rehberiydi. Geri kalan 81 taşıyıcıyla birlikte, İstanbul'da görülen her HIV-1 enfeksiyon olgusunda yurt dışı bağlantı vardı. HIV-1 enfeksiyonu, Türkiye'de yabancı turistler, yurt dışından gelen işçiler ve kontrolden geçmeden ithal edilen kan ürünleriyle yayılmaktadır. HIV-1 İstanbul, Türkiye'de dışarıdan getirilen bir virüs durumundadır. |
| 5. | AKUT BRONŞİOLİT TEDAVİSİNDE SALBUTAMOL VE METİL PREDNİSOLON'UN YERİ THE USE OF METHYLPREDNISOLONE AND SALBUTAMOL IN ACUTE BRONCHIOLITIS Şükrü T Cura, Gülnur Tokuç, Ahmet Özgüner, Yasemin Ekmekçioğlu, Kamil EsmerSayfalar 360 - 365 Akut bronşlolitli, 24 aydan küçük çocukların inisial tedavisinde beta-adrenejik agonistlerin yararı ile ilgili yeterli kayıt bulunmamaktadır. Steroid tedavisinin yararsız, olduğunu bildiren bazı çalışmalar varsa da, son zamanlarda astma tedavisinde steroidin ön sıralara çıkması nedeniyle branşiolitteki yerini de yeni çalışmalarla tekrar gözden geçirmek gerekmektedir. Bu araştırmada, akut bronşiolit tanısı konmuş 49 çocuk, sulbutamol sülfatın etkinliğini belirlemek amacı ile rastgele yapılmış placebo kontrollü bir çalışmaya alındı. Placebo gurubu daha sonra ikiye ayrılarak bir guruba metil prednizolon tedavisi uygulandı. Hastaların başlangıçta ve her bir tedaviden 20-25 dakika sonra respiratuvar distress skoru (RdS) ile değerlendirilmeleri yapıldı, başlangıç ve tedavi sonu arteriel kan gazları çalışıldı. Kantitatif CRP, sedimantasyon ve hemogramları alındı. Çalışma sonucunda, nebulize salbutamol ve metil prednizolonun placebo tedavisine bir üstünlüğü olmadığı görüldü. |
| 6. | TRAVMATİK DİYAFRAGMA YARALANMALARI TRAUMATIC INJURIES OF THE DIAPHRAGM Yıldırım Gülhan, Zeki Memiş, Ayhan Çevik, Necmi Kurt, Mustafa GülmenSayfalar 366 - 368 1.1.1990-30.6.1993 yıllan arasında Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniklerinde tedavi edilen 32 diyafragma yaralanması olgusu, genel vücut travmalı hastalarda diyafragma rüptürünün akla gelmesi gerektiğini vurgulamak amacıyla retrospektif olarak incelendi. Olguların %56.2'si kunt travma (trafik kazası), %40.6'sı kesici-delici alet yaralanması ve %3.2'si kurşunlanma idi. %56.2 olguda sol, %43.8 olguda sağ diyafragma yaralanmıştı. En çok yaralanan ek organlar karaciğer ve dalaktı. PA Akciğer grafisinin preoperatif tanı değeri %18.8 idi. %34.4 olguda postoperatif komplikasyon görüldü ve ikisi reopere edildi. Mortalitemiz %18.8 olup, bunların hepsinde iki veya daha fazla ek organ yaralanması mevcuttu. |