| ARAŞTIRMA MAKALESI | |
| 1. | Fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisinde sedoanaljezi amacıyla remifentanil ve remifentanil+propofol kombinasyonunun karşılaştırılması Comparison of the remifentanil and remifentanil+propofol combination for sedoanalgesia in functional endoscopic sinus surgery Hatice Gül Sarıkaya, Emine Dinçer, Asu Özgültekin, Güldem Turan, Filiz Turandoi: 10.5505/jkartaltr.2011.95914 Sayfalar 1 - 6 AMAÇ: Lokal anestezi altında uygulanan fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi operasyonlarında sedoanaljezi amacıyla verilen remifentanil ve remifentanil + propofol kombinasyonu karşılaştırıldı. YÖNTEMLER: 18-70 yaş arasındaki ASAI-II grubundan 40 hasta rastgele olarak iki gruba ayrıldı. I. gruba (n=20) 1 mcg/kg remifentanil bolus, 0.1 mcg/kg/dk remifentanil infüzyonu; ikinci gruba (n=20) 0.5 mcg/kg remifentanil bolus, 0.05 mcg/kg/dk remifentanil infüzyonu ve 50 mcg/kg/dk propofol uygulandı. Belirlenen aralıklarla sistolik, diyastolik ve ortalama arter basınçları ile kalp atım hızı, solunum sayısı ve SpO2 değerleri, “discomfort” skoru, ağrıya verilen sözel yanıt, OAA/S (Observer’s Assessment Alertness/Sedation) skalası, Aldrete derlenme skoru ve yan etkiler kaydedildi. BULGULAR: Her iki grupta hemodinamik açıdan fark bulunamadı. Kullanılan dozlarda her iki grupta da sedasyon düzeyinin yeterli olduğu saptandı. 0.1 mcg/kg/dk remifentanil grubunda daha iyi analjezi sağlanmasına rağmen solunum sayısında diğer gruba göre daha fazla azalma ve daha fazla bulantı kusma görüldü. SONUÇ: Fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi operasyonlarında, gerek remifentanilin gerekse remifentanil + propofol kombinasyonunun, belirlenen doz aralıklarında, monitörize anestezik bakımda sedoanaljezi amacıyla güvenle kullanılabileceği kanaatindeyiz. |
| 2. | Çocuk acil polikliniğine ateş ve konvulziyon şikayetiyle başvuran hastaların lomber ponksiyon ve laboratuvar bulguları açısından değerlendirilmesi Evaluation of patients admitted to the emergency department with fever and convulsion with respect to lumbar puncture and laboratory findings Dilek Sumengen, İbrahim Silfeler, Bayram Ali Dorum, Yekta Canbak, Hilal Kurnaz, Fugen Pekun, Asiye Nuhogludoi: 10.5505/jkartaltr.2011.53215 Sayfalar 7 - 14 AMAÇ: Febril konvülziyon çocuklarda en sık görülen konvülziyon tipidir ve 6 ay ile 6 yaş arası çocuklarda ortaya çıkar. Febril konvülziyon patolojisi halen tam olarak aydınlatılamamıştır, fakat genetik yatkınlığı olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada ateş ve konvülziyonla başvuran hastalara hangi koşullarda ve ne zaman lomber ponksiyon yapılması gerektiğini incelemeyi amaçladık. YÖNTEMLER: Bu çalışmada, ateş ve konvülziyon ile başvuran, yaşları 6 ay–6 yaş arasında değişen 199 çocuğun klinik ve laboratuvar sonuçları değerlendirildi. BULGULAR: Febril konvülziyon geçiren hastalarda en sık ateş nedeni üst solunum yolu enfeksiyonuydu. Laboratuvar bulguları değerlendirildiğinde rutin olarak topladığımız C-reaktif protein değerleri, herhangi bir yaş grubu için anlamlı bulunmadı. SONUÇ: On iki aydan küçük hastalar değerlendirilirken lökosit sayısı yol gösterici olabilir, fakat tek başına lomber ponksiyon veya tanı açısından yeterli değildir. Dolayısıyla, Amerikan Pediatri Akademisi’nin önerileri doğrultusunda, özellikle 1 yaş altı ateşli havale ile başvuran hastalara, klinik ve laboratuvar bulgulara bakılmaksızın rutin olarak lomber ponksiyon yapılması kanaatindeyiz. |
| 3. | Sadece sütürleme yöntemi ile elde ettiğimiz otoplasti sonuçlarımız Our otoplasty results with suture-only techniques Şaban Çelebi, Öner Çelik, Çiğdem Tepe Karacadoi: 10.5505/jkartaltr.2011.27167 Sayfalar 15 - 19 AMAÇ: İnsan kulağı estetik fasiyal ünitelerin önemli bir parçasını oluşturur. Kepçe kulağı düzeltici ve komplikasyon oranlarını azaltıcı çok sayıda teknik bildirilmiştir. Amacımız tek başına sütür otoplasti tekniği ile elde etiğimiz sonuçları ve tecrübelerimizi paylaşmaktır. YÖNTEMLER: Mustarde tekniği ve konkomastoid sütür tekniği ile tedavi edilmiş olan 17 hastanın 33 kepçe kulağı çalışmaya dahil edildi. Genel anestezi altında, herhangi bir kartilaj insizyonu, eksizyonu, abrazyon veya skorlama yapılmadan antiheliks oluşturulup konkomastoid sütür atıldı ve aurikülanın fazla gelen cilt kısmı çıkarıldı. Ameliyat sonrası sıkı baskılı sargı uygulandı. BULGULAR: Majör komplikasyon olarak bir hastada hematom (%3.3), bir başka hastada asimetri (%3.3) gelişti. Hasta memnuniyeti %100 olarak saptandı. SONUÇ: Sadece sütürleme yöntemleri ile yapılan otoplasti basit ve kolay uygulanabilir bir yöntemdir. Abrazyon, insizyon ve/veya tüp oluşturma gibi tekniklere alternatif olarak kullanılabilir. |
| 4. | Ani işitme kaybında intratimpanik steroid tedavisi ile hemodilüsyon ve vazoaktif tedavi kombinasyonunun karşılaştırılması Comparison of intratympanic steroid treatment versus hemodilution and vasoactive treatment combination in sudden hearing loss Sedat Aydın, Arif Şanlı, Gökhan Altın, Mehmet Eken, Süleyman Hilmi Yılmazdoi: 10.5505/jkartaltr.2011.18199 Sayfalar 20 - 24 AMAÇ: Ani işitme kaybı ardışık 3 veya daha fazla frekansta en az 30 dB kaybın olduğu son 3 gün içinde ortaya çıkmış sensörinöral işitme kaybı olarak tanımlanabilir. Bu çalışmadaki amacımız, intratimpanik steroid tedavisi ile hemodilüsyon ve vazoaktif kombinasyon tedavisinin etkinliklerini karşılaştırmaktır. YÖNTEMLER: Bu prospektif çalışmaya, 2005 ile 2010 yılları arasında kliniğimize ani işitme kaybı şikayeti ile başvuran 49 hasta dahil edildi. Bu hastalardan 25’i intratimpanik steroid grubuna, 24’ü hemodilüsyon ve vazoaktif kombinasyon tedavi grubuna dahil edildi. İntratimpanik steroid grubuna toplam 5 kez 20 mg/ml dozunda metilprednizolon enjeksiyonu uygulandı. Kombinasyon grubuna ise primer tedavi olarak intravenöz dekstran ve oral pentoksifilin verildi. Tedaviden sonra hastaların saf ses ortalamaları, her iki grup için istatistiksel olarak karşılaştırıldı. BULGULAR: Tedaviden sonra saf ses ortalamasındaki iyileşme intratimpanik steroid grubunda 32.22 dB iken, kombinasyon grubunda 22.13 dB idi. İntratimpanik steroid terapisi alan hastalarda iyileşmedeki düzelme diğer gruba göre daha iyi bulundu (p<0.05). SONUÇ: İntratimpanik steroid tedavisi kombinasyon (hemodilüsyon ve vazoaktif ) tedavisine göre işitme kazancı yönünden daha iyi sonuçları, steroidlerin sistemik yan etkilerini oluşturmadan vermektedir. Örnek sayısı daha fazla olan çalışmalarla, verilecek steroidin cinsi, uygulama dozu, sıklığı ve süresi gibi faktörlerin aydınlatılmasına ihtiyaç vardır. |
| OLGU SUNUMU | |
| 5. | Pulmoner embolide farklı bir başvuru şikayeti: Hıçkırık An unusual presenting symptom in pulmonary embolism: Hiccup Elif Torun, Nagihan Durmuşdoi: 10.5505/jkartaltr.2011.55376 Sayfalar 25 - 28 Hıçkırık rahatsız edici bir durumdur ve bilinen fizyolojik bir fonksiyonu yoktur. Uzun süreli olduğunda altta yatan bir patolojiye işaret edebileceğinden önemlidir. Biz de uzun süreli hıçkırık ile başvuran bir pulmoner emboli olgusunu sunuyoruz. Yetmiş bir yaşında erkek hasta 14 gündür süren hıçkırık şikayeti ile bir hastaneye başvurmuş, hastaya klorpromazin ve antibiyoterapi uygulanmış. Hasta şikayetinin devam etmesi üzerine hastanemize başvurdu. Akciğer grafisinde sağ diafram eleve, sağ kostofrenik sinüs kapalı, sağda lineer atelektaziler izlendi. Alt ekstremite venöz Doppler incelemesinde akut trombüs izlendi. Torakal BT anjiyografide superior vena kava, azigos veni ve sağ pulmoner arter alt lob dalları içinde trombüs ile uyumlu dolma defekti görünümleri izlendi. Araştırmalarımız dahilinde pulmoner embolide hıçkırık bulgusunun bildirildiğine rastlamadık, olgumuz hıçkırık ile prezente olan bildirilmiş ilk pulmoner emboli olgusudur. Tedavide en önemli nokta altta yatan bir hastalık varlığının ekarte edilmesidir. Kronik hıçkırık ile başvuran hastada buna sebep olabilecek patolojiler ayrıntılı biçimde araştırılmalıdır. |
| 6. | Orbita yerleşimli non-Hodgkin lenfoma: Bir olgu sunumu ve literatürün gözden geçirilmesi Non-Hodgkin lymphoma in the orbita: A case report and review of the literature Alpaslan Mayadağlı, Mihriban Koçak, Zedef Özdemir, Kemal Ekici, Naciye Özşeker, Atınç Aksudoi: 10.5505/jkartaltr.2011.49368 Sayfalar 29 - 34 Primer malign lenfomalar orbital tümörlerin %10’nunu oluşturur. Orbital lenfomalar daha çok Hodgkin dışı lenfomalardır. Genellikle yaşlı hastalarda karşımıza çıkar. Olguların %10-15’inde bilateral tutulum mevcuttur. Radyoterapi, ilk seçenek tedavi olarak ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada 68 yaşındaki orbital tutulumlu Hodgkin dışı lenfomalı olguda stereotaktik radyoterapinin etkinliği ve önemi tartışıldı. |
| 7. | Primer abdominal gebelik: Olgu sunumu Primary abdominal pregnancy: A case report Dilek Benk Şilfeler, Arif Güngören, Kenan Dolapçıoğlu, Atilla Karateke, Çağatay Güney, Mehmet Mustafa Akın, Ali Ulvi Hakverdi, Ali Baloğludoi: 10.5505/jkartaltr.2011.63497 Sayfalar 35 - 37 Primer abdominal gebelik tüm ektopik gebeliklerin yalnızca %1’ini oluşturur. Abdominal gebeliklerde gestasyonel kese genellikle pelvise veya karaciğer ve mezenter gibi yüksek vasküler bölgelere implante olur. Maternal morbidite ve mortalitenin önemli nedenlerindendir. Erken tanı ve tedavi ile potansiyel mortalite ciddi bir şekilde azaltılabilir. Tanı, Studdiford abdominal kriterleri ile konur. Gebelik haftasının erken olduğu uygun olgu grubunda laparoskopik cerrahi tedavide yüz güldürücüdür. Cerrahinin yeterli olmadığı durumlarda sistemik veya lokal metotreksat tedavisi oldukça başarılı sonuçlar verir. |
| 8. | Genç hastalarda kolon kanserinin ilk bulgusu olarak akut apandisit Acut appendicitis as first sign of colon cancer in young patients Necmi Kurt, Hasan Ediz Sıkar, Cemile Kurt, Mehmet Eser, Hüseyin Uzun, Salim Balin, Selçuk Göktaş, Mehmet Gökçeimamdoi: 10.5505/jkartaltr.2011.57070 Sayfalar 38 - 41 Akut apandisit, apendiks lümeninin fekalom, lenfoid hiperplazi, parazit, yabancı cisim ve tümör tarafından tıkanmasıyla oluşur. Son yıllarda tıkanma yapan kolon tümörlerinin de apandisit bulguları oluşturduğu ve bu nedenle apendektomi ameliyatı yapıldığı bildirilmektedir. Özellikle 40 yaşın üzerinde apendektomi ameliyatı uygulanan hastalarda böyle bir olasılığın olduğunu bilerek ameliyat öncesi, ameliyatta ve ameliyat sonrası dönemde tanıya yönelik gerekli incelemeleri yapmak gerekir. Biz başvuru esnasında kolon kanseri olmasına rağmen akut apandisit tanısıyla apendektomi ameliyatı yapılan, ancak ilerleyen dönemde kolon kanseri tanısı konulan 40 yaşın altında 2 olguyu sunarak, gençlerde de akut apandisit ve kolon kanseri arasındaki ilişkiyi vurgulamak istedik. |
| 9. | Psödo Bartter sendromu: Bir olgu sunumu Pseudo Bartter syndrome: A case report Mesut Okur, Ayşenur Otlu, Dursun Ali Şensesdoi: 10.5505/jkartaltr.2011.42650 Sayfalar 42 - 44 İki gündür akciğer enfeksiyonu yakınmaları olan 7.5 aylık kız hasta, konvülsiyon nedeniyle acil polikliniğimize getirildi. Yoğun bakım ünitesindeki izlemi sırasında hiponatremi, hipokalemi, hipokloremi ve metabolik alkalozu saptanan hastaya psödo Bartter sendromu tanısı konuldu. İntravenöz sıvı ve uygun defisit tedavileriyle genel durumu, elektrolit bozukluğu ve alkalozu düzeldi. Ter testi sonucu 120 mEq/L bulunan hasta bir kistik fibrozis hastası olarak izleme alındı. |
| 10. | Ciddi bir tetanoz olgusunun yoğun bakımda takip ve tedavisi Follow-up and treatment of a severe tetanus case in the intensive care unit Tamer Kuzucuoğlu, İlker İtal, İzzet Alatlıdoi: 10.5505/jkartaltr.2011.86547 Sayfalar 45 - 48 Tetanoz akut gelişen, ölümcül seyredebilen, Clostridium tetani’nin ürettiği ekzotoksinlerin neden olduğu bir hastalıktır. Özellikle 60 yaş üzerinde yüksek mortalitesi nedeniyle önem arz etmektedir. Solunum tutulumu jeneralize tetanozda görülen en ciddi sorundur. Hastalarda görülen solunum yetersizliği ve havayolu tıkanıklığı sıklıkla ventilatör desteğini gerektirmektedir. Olgumuz 65 yaşında uygun immünizasyonu olmayan, jeneralize tip tetanoz tanısıyla solunum yetmezliği gelişen bir olguydu. Entübe edilerek yoğun bakım ünitesine alındı. Otonomik disfonksiyonları düzelmesi için 27 gün mekanik ventilatör desteğinde tutuldu. Sedasyon için midazolam ve magnezyum infüzyonu uygulanan hastaya sedasyonun yetmediği durumda kas gevşetici verildi. Otuz sekizinci günde kardiyak, hemodinamik ve solunum fonksiyonları düzelmiş olarak taburcu edildi. Bu yazıda, hastanın yoğun bakımdaki takip ve tedavi süreci sunuldu. |
| DERLEME | |
| 11. | Metastatik kemik tümörlerine yaklaşım Management of metastatic bone tumors Alpaslan Mayadağlı, Güven Bulut, Kemal Ekicidoi: 10.5505/jkartaltr.2011.82787 Sayfalar 49 - 55 Makale Özeti | |