| ARAŞTIRMA MAKALESI | |
| 1. | Parotis tümörlerine yaklaşım Approach to parotid gland tumors Sedat Aydın, Alev Zeynep Oktay, Mustafa Paksoy, Mehmet Eken, Arif Şanlı, Sermin KibarSayfalar 57 - 61 AMAÇ: Bu çalışmada parotis kaynaklı tümörlerin anatomik ve histopatolojik dağılımının yanı sıra tedavi yaklaşımından elde ettiğimiz sonuçlar sunulmuştur. YÖNTEMLER: Dr.Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. KBB kliniğinde 2001 ile 2008 tarihleri arasında parotis cerrahisi uygulanan 52 hastanın kayıtları retrospektif olarak gözden geçirildi. Yaş, cins, klinik belirti ve bulgular, histopatolojik tanı, komplikasyonlar, tümör evresi ve prognoz gibi bilgiler analiz edilmiştir. BULGULAR: Yirmiüçü kadın, 29 u erkek yaş aralığı 15-77 arasında değişen 52 parotis cerrahisi uygulanan hastanın 6 sında kronik inflamatuar hastalık 41 inde benign tümör 5 inde malign tümör mevcuttu. Malign tümörlü hastalarımız ve derin lob yerleşimli benign patolojiye sahip hastalarımıza total, diğer hastalarımıza yüzeyel parotidektomi uygulandı. Malign tümörlü hastalara ayrıca boyun dissseksiyonu ve kemoradyoterapi gibi tedavi modaliteleride eklendi. SONUÇ: Tükrük bezi tümörlerinin preoperatif değerlendirilmesinde İİAB (ince iğne aspirasyon biyopsisi) önemli yer tutmaktadır. Yüzeyel parotidektomi halen seçkin tedavi olarak yerini korumaktadır. N0, M0 boyunlarda elektif boyun disseksiyonu halen tartışmalıdır. Anahtar kelimeler: tükrük bezi tümörleri, parotis, pleomorfik adenom. |
| 2. | Tedaviye dirençli glokom olgularında Ahmed Glokom Valv implantasyonu Ahmed Glaucoma Valve implantation in refractory glaucoma Berker Bakbak, Güldal Ersoy, Feyza ÖnderSayfalar 62 - 66 AMAÇ: Medikal ve/veya klasik filtrasyon cerrahisine cevap vermeyen glokom olgularında uyguladığımız Ahmed Glokom Valv implantasyonun göziçi basıncını düşürmedeki etkinliğini değerlendirmek. YÖNTEMLER: Ahmed Glokom Valvi implante edilmiş 21 olgu retrospektif olarak incelendi. Olguların 12’sinde (%57) neovasküler glokom, 8’inde (%38) sekonder glokom, 1’inde (%5) konjenital glokom mevcut idi. Tüm olguların göziçi basınçları maksimum medikal tedaviye rağmen 22 mmHg’nin üzerinde idi. Cerrahi başarı olarak ilaçlı veya ilaçsız oküler tansiyon değeri 22 mmHg altı olması ve 5 mmHg üstü kabul edildi. BULGULAR: On kadın, on bir erkek toplam 21 hastanın yaş ortalaması 47.1 (7-88 yaş) ve ortalama izlem süresi 17 (3-35 ay) idi. Preoperatif ortalama göziçi basıncı 36.3±9.62 mmHg iken postoperatif bu değer 15.6±3.97 mmHg olarak bulundu. Postoperatif dönemde 4 (%19) olguda hifema, 3 (%14.2) olguda enkapsülasyon, 2 (%9.5) olguda ön kamara sığlaşması, 2 (%9.5) olguda fasya erimesi, 2 (%9.5) olguda tüp tıkanması, 1 (%4.7) olguda ön kamarada kısa tüp, 1 (%4.7) olguda koroid dekolmanı görüldü. Toplam 19 olguda göziçi basıncı yeterli düzeye düşürülerek %90.5 başarı elde edildi. SONUÇ: Klasik filtrasyon cerrahisi başarı şansı düşük olan glokomlu gözlerde Ahmed Glokom Valvi, yeterli göziçi basıncı düşüşü sağlayan etkin bir cerrahi yöntem olarak değerlendirildi. |
| 3. | Kronik bel ağrısında transforaminal epidural steroid tedavisinin etkinliği Efficiency of transforaminal epidural steroid treatment in chronic low back pain Hüsnü Süslü, Elif Atar, Gülten Arslan, İzzet Alatlı, Murat Altun, Serhan Çolakoğlu AbrazSayfalar 67 - 72 AMAÇ: Radikülopatik semptomlara neden olan lomber disk hernilerinde minimal invaziv girişimler ile hastaların ağrıları önemli ölçüde azaltılabilir. Transforaminal epidural steroid uygulaması bu yöntemlerden biridir. Biz bu çalışmada, radikülopatik semptomları olan lomber disk hernisi olgularında transforaminal steroid etkinliğini geriye dönük olarak değerlendirmeyi amaçladık. YÖNTEMLER: Ocak 2007 ve Mayıs 2008 tarihleri arasında transforaminal epidural steroid enjeksiyon uygulanan 125 hastanın (40 erkek, 85 kadın) dosyaları geriye dönük olarak incelendi. Vizüel analog skalası (VAS), düz bacak kaldırma testi, el-parmak düz zemin mesafesi ve hasta memnuniyet skorları değerlendirildi. BULGULAR: VAS, düz bacak kaldırma testi, el-parmak düz zemin mesafesi girişim öncesi değerleri ile kıyaslandığında anlamlı derecede düzelmeler olduğu görüldü. SONUÇ: Transforaminal epidural steroid uygulaması kronik bel ağrısında başarı ile uygulanacak bir yöntemdir. |
| 4. | Glisemik kontrolün diyabetik kardiyovasküler otonom nöropati üzerine etkisi Effects of glycemic control on diabetic cardiovascular autonomic neuropathy Selçuk Turan, İsmet TamerSayfalar 73 - 79 AMAÇ: Diabetes mellitus nedeniyle takip edilen hastalardaki kardiyak otonom nöropati (KON) varlığı ile bu hastalardaki glisemik kontrol düzeyi ve otonom nöropati arasındaki ilişki araştırıldı. YÖNTEMLER: Tüm olgulardan en az 8 saatlik açlık sonrası açlık ve tokluk 2. saat plazma glukozu, HbA1c düzeyi, açlık insülin ve c-peptid düzeyi ile 20 parametreli hemogram ve lipid profilleri yanı sıra AST, ALT, GGT, ALP, LDH, Na, K, Ca, Cl ile tam idrar analizi ve spot idrarda mikroalbumin / kreatinin oranları çalışıldı. Fundoskopik ve kan basıncı muayeneleri yapıldı. Tüm hastalara, diyabetik KON tanısında kullanılan kardiyovasküler otonom nöropati testleri uygulandı. BULGULAR: Olguların 51’inde (%66,2) KON pozitif ve 26’sında (%33,8) KON negatif olarak saptandı. Diyabet yaşı ile KON varlığı arasında istatistiksel anlamlılık saptanmadı. Nöropati pozitif olguların yaş ortalamaları, nöropati saptanmayan olgulara kıyasla anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Nöropatisi olan ve olmayan olgular arasında, ortalama HbA1c değerleri açısından ve diyabetik retinopati varlığı açısından anlamlı fark görülmedi. Sadece oral antidiyabetik ilaç kullanan hastalardaki diyabetik KON sıklığı, sadece insülin kullanan hastalara kıyasla daha fazla saptanmasına rağmen, istatistiksel fark bulunmadı. SONUÇ: Diyabetik KON, artmış mortalite ve sessiz miyokard iskemisi ile beraber inmeye yol açabilen, ciddi bir komplikasyondur. İyi glisemik kontrolün, KON’yi önlediği, geciktirdiği ve hatta mevcut nöropatiyi gerilettiği bir gerçektir. |
| 5. | Endoskopik dakriyosistorinostomi sonuçlarımız Our endoscopic dacryocystorhinostomy results Sedat Aydın, Mustafa Paksoy, Gökhan Altın, Mehmet Eken, Arif ŞanlıSayfalar 80 - 84 AMAÇ: Bu çalışmada, kronik dakriyosistit nedeniyle endoskopik endonazal dakriyosistorinostomi ve silikon tüp entübasyonu uygulanan 26 hastanın sonuçları değerlendirildi. YÖNTEMLER: Çalışmaya alınan 26 hastanın 19’u (%73) kadın, 7’si (%17) erkek olup yaşları 23 ile 67 arasında (ortalama 44,2) değişmekteydi. Ameliyat edilen hastalar 6 ay ile 72 ay arasında takip edildi. Ameliyat sonrası 6. ayda operasyonların başarı oranı ve komplikasyonlar değerlendirildi. BULGULAR: Cerrahi sonrası hastaların 23’ünde tek taraflı, 3’ünde iki taraflı olmak üzere, toplam 29 endoskopik endonazal dakriyosistorinostomi girişiminin 24’ünde (%82,8) endonazal ostium açıklığının yeterli, fonksiyonel olduğu ve hastaların şikayetlerinin olmadığı saptandı; 5’inde (%17,2) ostium açıklığı saptanmadı. SONUÇ: Bu çalışma sonucunda, endoskopik endonazal dakriyosistorinostominin hastalar tarafından iyi tolere edilebilen, dışarıdan görülebilecek insizyon skarına yol açmadığı için kozmetik açıdan tercih edilen, travma oranının düşük ve başarı oranının yüksek olduğu fonksiyonel bir operasyon olduğunu düşünüyoruz. |
| OLGU SUNUMU | |
| 6. | Unutulan double j stente bağlı gelişen ilginç bir taş oluşumu: Olgu sunumu ve literatürün gözden geçirilmesi An interesting stone formation due to a forgotten double j stent: A case report and review of the literature Levent Özcan, Yusuf Özlem İlbey, Emin Özbek, Şinasi Yavuz Önal, Abdulmuttalip Şimşek, Osman KöseSayfalar 85 - 89 Double J üreteral stentler uzun yıllardır üroloji pratiğinde kullanılmaktadır. Kullanımdaki sıklığın artışına bağlı olarak stente ait komplikasyonlarda da artış gözlenmektedir. Bu yazıda, unutulmuş bir double J stent ve buna bağlı gelişen ilginç bir taşlaşma olgusunu ve uyguladığımız tedavi yöntemlerini literatür eşliğinde tartışmayı amaçladık. Unutulan stente bağlı komplikasyonları önlemede en önemli noktanın hastaya gerekli bilgi ve eğitimin verilmesi olduğunu düşünmekteyiz. |
| 7. | Bilateral abduktor pollisis brevis kasının konjenital yokluğu: Olgu sunumu Bilateral congenital absence of abductor pollicis brevis muscle: Case report Recep Alp, Güven Bulut, Selen İlhan Alp, Ülkü Türk BörüSayfalar 90 - 92 Elin işlevini bozan başparmak hipoplazileri ve tenar kas anomalileri kompleks konjenital hastalıklar olup, genellikle başka sendromlar veya konjenital anomalilerle birlikte görülürler. Abduktor pollisis brevis kasının konjenital yokluğu oldukça nadirdir ve genellikle başka kas, sinir ve tendonların yokluğu veya fonksiyon bozuklukları da bu kasın yokluğuna eşlik eder. Yirmi yaşındaki erkek hasta, ellerini tam kullanamama, özellikle başparmağıyla diğer parmaklarını kavuşturamama ve ince beceri gerektiren işleri yapamama yakınmasıyla polikliniğimize başvurdu. Fizik muayene, nörolojik inceleme ve elektromiyografi ile bilateral abduktor pollisis brevis kası yokluğu saptandı. Olguda herhangi bir düzeltici girişim yapılmasına gereksinim duyulmadı. Bu çalışmada, benzeri ulaşabilen yayınlarda bulunamayan sadece bilateral abduktor pollisis brevis kası yokluğu olan bu olgu sunularak, elin işlevini bozan konjenital hastalıklar ve tedavi yöntemleri gözden geçirildi. |
| 8. | Nadir bir nazolakrimal hemanjioperisitom olgusu Hemangiopercytoma of the nasolacrimal duct: A case report Başak Bala Öven Ustaalioğlu, Mesut Şeker, Ahmet Bilici, Burçak Erkol, Umut Kefeli, Emre Yıldırım, Berkant Sönmez, Mahmut Gümüş, Taflan SalepçiSayfalar 93 - 96 Hemanjiyoperistom damar duvarından kaynaklanan nadir bir vasküler tümördür. Tipik olarak retroperitoneal boşluk, ekstremiteler, baş ve boyunda görülebilir. Nazolakrimal duktus hemanjiyoperistomu ise çok nadirdir. Sunulan olgu, 2003 yılından beri kronik dakrosistit nedeniyle takip edilmekte iken, gözünde sulanma ve sağ göz medial kenarında ele gelen kitle şikayetleriyle göz kliniğine başvurdu. 2006 yılında çekilen orbitanın bilgisayarlı tomografisinde (BT), lakrimal kanal proksimal bölümünde 15x15 mm çapında kitle saptandı ve dakrosistosel olarak değerlendirilip takip edildi. Kitlede büyüme saptanması üzerine hastaya orbita eksizyonel biyopsi yapıldı ve hemanjioperistom tanısı kondu. Kontrol orbital BT’sinde sağda nazolakrimal duktus seviyesinde, 2x1 cm boyutlu kitle saptandı. Metastaz taraması için yapılan görüntüleme tetkiklerinde patoloji saptanmadı. Reeksizyonu kabul etmeyen hasta, 3 ay aralıklarla kontrole çağırılarak takibe alındı. Lakrimal kanalda büyüyen kitle saptandığında hemanjiyoperistom akla gelmelidir. Bu hastalarda total eksizyona rağmen uzak metastaz yıllar sonra görülebilmektedir. Bu yazıda, nadir görülmesi sebebiyle, uzun süre dakrosistosel olarak takip edilen bir nazolakrimal kanal hemanjiyoperistom olgusu sunuldu. |
| 9. | Progresif sistemik sklerozisli hastada spinal anestezi: Olgu sunumu Spinal anesthesia in a patient with progressive systemic sclerosis: Case report Feriha Temizel, Tamer Kuzucuoğlu, Hakan Erkal, Müjge YücekayaSayfalar 97 - 100 Progresif sistemik sklerozis (PSS) diğer adı ile skleroderma, deri, kan damarları ve visseral organlarda özellikle de gastrointestinal sistem, kalp ve böbreklerde fibrozis oluşumu ile kendini gösteren bir hastalıktır. Hastaların çoğunluğu uzun süre hayatta kalabilmelerine karşın, bazı olgular kısa sürede ölmektedirler. Pulmoner hipertansiyon ve pulmoner sistem tutulumu en sık ölüm nedenidir. PSS’li hastaların anestezi uygulamasında, ameliyat öncesi iyi bir değerlendirme çok önemlidir. Çünkü, eklem ve cilt tutulumuna bağlı olarak zor entübasyon ve aspirasyon gelişebilme riski vardır. Bu yazıda, PSS tanısı olan 67 yaşındaki erkek hastada yapılan diz altı amputasyonunda uygulanan anestezi yönetimi literatür bilgileri eşliğinde sunuldu. |
| 10. | Yaygın retroperitoneal kanamaya neden olan bir renal anjiyomiyolipom olgusu: Olgu sunumu Renal angiomyolipoma causing massive retroperitoneal hemorrhage: A case report Levent Özcan, Abdulmuttalip Şimşek, Emre Can Polat, Cevper Ersöz, Yusuf Özlem İlbey, Emin ÖzbekSayfalar 101 - 105 Bu yazıda, yaygın retroperitoneal hemorajiye neden olan bir renal anjiyomiyolipom olgusu sunuldu ve güncel literatür gözden geçirildi. Anjiyografik embolizasyonu, kanamanın kontrolü ve cerrahi işlemi kolaylaştırması bakımından retroperitoneal hemorajili anjiyomiyolipom olgularında ilk tercih olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. |
| DERLEME | |
| 11. | Pulmoner lezyonlarin değerlendirilmesinde endobronşiyal ve transözofageal ultrasonografi Endobronchial and transesophageal ultrasonography in the evaluation of pulmonary lesions Gül Dabak, Atilla SaygıSayfalar 106 - 112 Makale Özeti | |