E-ISSN : 2587-1404
ISSN    : 2587-0998

SOUTHERN CLINICS OF ISTANBUL EURASIA - South Clin Ist Euras: 19 (1)
Cilt: 19  Sayı: 1 - 2008
ARAŞTIRMA MAKALESI
1. 
Geriatrik intertrokanterik kırıkların tedavisinde proksimal femoral çivi ve dinamik kayıcı kalça çivisi teknikleri ile elde edilen sonuçların değerlendirilmesi
Evaluation of our results with proximal femoral nail and sliding hip screw methods in the management of geriatric intertrochanteric hip fractures
Ufuk Özkaya, Murat Gül, Atilla Sancar Parmaksızoğlu, Seçkin Basılgan, Yavuz Kabukçuoğlu
Sayfalar 1 - 6
AMAÇ: Proksimal femoral ekstrakapsüler geriatrik kırıkların tedavisinde kliniğimizde kullanılan iki değişik yöntemle elde edilen sonuçlar karşılaştırılarak prognoza etkili faktörler belirlendi.
YÖNTEMLER: 2001-2006 yılları arasında 70 yaş üzeri pertrokanterik kırık nedeniyle dinamik kayıcı kalça çivisi (Grup I, n=46; 18 erkek, 28 kadın; ort. yaş 80,1; dağılım 70-95) ve proksimal femur çivisi ile tedavi edilen hastalar (Grup II, n=33; 12 erkek, 21 kadın; ort. yaş 78,8; dağılım 70-92) geriye dönük olarak değerlendirildi. Kırık sınıflamasında AO/OTA sınıflaması kullanıldı.
BULGULAR: Ortalama takip süreleri Grup I’de 43,5 ay (dağılım 14-71), Grup II’de 23 aydı (dağılım 18-31). Ameliyat sonrası erken dönemde ve son kontrollerde çekilen grafilerde kollodiafizer açı ölçüldü. Reoperasyon oranı Grup I’de 3 hasta (%6,5) Grup II’de 2 hasta (%6); bir yıl içinde mortalite Grup I’de 6 hasta (%13), Grup II’de 2 hastaydı (%6). Parker-Palmer mobilite skoru son kontrolde Grup I’de 5 (dağılım 3-9), Grup II’de 6,5 (dağılım 4-9) bulundu. Mann-Whitney U testi ile, Singh indeksi, kollodiyafizer açı ve uç-tepe mesafesi ölçümlerinde iki grup arasında anlamlı fark bulunmadı. İki gruptaki kötü sonuçlu olguların geriye dönük incelemesinde, tekniğe uygun ameliyat yapılmadığı için yetmezliklerin geliştiği gözlemlendi.
SONUÇ: Kendi tecrübemizden elde ettiğimiz çıkarım, asıl önemli sorunun implant seçimi değil, seçilen implantın uygun cerrahi teknikle yapılıp yapılmadığıdır.

2. 
Elektif histerektomilerdeki epidural anestezi uygulamalarında levobupivakain ve bupivakainin etkilerinin karşılaştırılması
Comparison of the effect of levobupivacain and bupivacain during epidural anesthesia in elective hysterectomies
Feriha Temizel, Özlem Demirtaş, Tamer Kuzucuoğlu, Gülten Arslan, Hakan Erkal, Hüsnü Süslü, Yaman Özyurt, Göksu Yurtcan
Sayfalar 7 - 16
AMAÇ: Bu çalışmada, elektif histerektomi ameliyatı geçirecek hastalarda epidural levobupivakain ve bupivakainin etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı.
YÖNTEMLER: ASA I-II grubundaki 50 hasta çalışmaya dahil edildi. Grup B hastalara 17 ml (85mg) izobarik bupivakain, Grup L hastalara 17 ml (85 mg) izobarik levobupivakain epidural aralıktan uygulandı. Hemodinamik parametreler, epidural blok öncesi, epidural blok başlangıç, 5., 10., 15., 30., 45., 60., 90. ve 120. dk, ameliyat bitimi, ameliyat sonrası 15. dk ve 30. dk’lar izlenerek kaydedildi. Duyusal blok seviyesi “pin-prick” ve buz testi ile, motor blok seviyesi ise modifiye Bromage skalası ile, lokal anestezik verilmesi sonrası her iki dakikada bir değerlendirildi. Her iki ilaç için duyusal blok başlama ve gerileme, duyusal bloğun T6’ya ulaşma süreleri, motor blok başlama ve gerileme süresi, ilk analjezik gereksinim süresi, ameliyat süresi ve yan etkiler kaydedildi. Cerrahi işlem başladıktan sonra ağrı şiddetini belirlemek amacıyla vizüel analog skala (VAS) kullanıldı.
BULGULAR: Gruplar arasında demografik özellikler, ASA sınıflaması ve hemodinamik parametreler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktu (p>0,05). Duyusal ve motor blok başlama, gerileme süresi, ilk analjezik ihtiyacı süresi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmedi (p>0,05).
SONUÇ: Benzer özelliklere sahip olması nedeniyle epidural anestezi uygulamalarında levobupivakainin bupivakaine uygun bir seçenek olabileceği düşünüldü.

3. 
Ürtikere neden olabilecek faktörlerin görülme oranlarının belirlenmesi
The occurrence rate of possible etiological factors in urticaria
Yıldız Mayadağlı, Demet Duman, Nesrin Özbaş, Havva Kahraman
Sayfalar 17 - 22
AMAÇ: Bu çalışmada, ürtiker gelişimine neden olabilecek faktörlerin görülme oranlarının saptanması ve bu doğrultuda başvuran hastaların bilgilendirilmesi amaçlandı.
YÖNTEMLER: İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalına, Ekim 2007 ile Mart 2008 tarihleri arasında başvuran ve ürtiker tanısı konulan 60 hasta çalışmaya alındı. Veriler yaş, cinsiyet, hastalık süreleri ve hastaların ifadesi ile ürtiker oluşumuna neden olan gıda veya diğer faktörleri de içeren 22 soruluk anket ile 21 sorudan oluşan Beck depresyon ölçeği kullanılarak elde edildi. Verilerin istatistiksel incelenmesinde, SPSS for Windows 16.0 istatistik paket programı ve ki-kare testi kullanıldı.
BULGULAR: Çalışlmada hastaların %75’inin kadın olduğu, hastaların %55’inin 6 haftadan daha az süredir ürtikeri olduğu, %45’inin ise ataklarının 6 haftadan daha uzun süre devam ettiği saptandı. Etyolojik faktörler incelendiğinde, ürtikerli hastaların atak gelişiminden önceki son 24 saat içerisinde %50’sinin peynir, %46,7’sinin çikolata ve meyve, %45’inin ise turşu yediği saptandı. Hastaların %33,3’ünün atak geçirmeden önce çeşitli gruplardan ilaç
içtiği öğrenildi. Araştırmaya alınan hastaların %21,7’sinde hekim tarafından bir enfeksiyon odağı saptandı.
SONUÇ: Uygulanan Beck depresyon ölçeği sonucunda hastaların tamamının depresyonda olduğu ortaya çıkmıştır. Hastalarda ürtikere neden olan faktörler araştırılırken emosyonel durum da göz önünde bulundurulmalıdır.

4. 
Lenf nodu negatif meme kanserinde mikrometastaz taraması ve prognostik parametrelerle karşılaştırılması
Micrometastases screening in lymph node-negative breast carcinomas and comparison with prognostic parameters
Aylin Dengizmen, Ayşenur Akyıldız İğdem, Elife Şahan, Nusret Erdoğan
Sayfalar 23 - 29
AMAÇ: Meme kanserinde aksiller lenf nodlarının durumu önemli bir prognostik belirleyicidir. Standart histopatolojik yöntemlerle aksiller lenf nodu negatif olarak rapor edilen hastaların aslında mikrometastazları olabilir. Çeşitli yöntemlerle bugüne kadar yapılan çalışmalarda %9-33 oranında mikrometastaz saptanmıştır. Bu çalışmada, aksiller lenf nodları hem kesit sayısı arttırılarak hem de immmünohistokimyasal (‹HK) yöntemle daha da ayrıntılı incelendi.
YÖNTEMLER: Aksiller lenf nodu metastazı olmayan 31 invaziv meme kanserli hasta çalışma kapsamına alındı. Toplam 458 lenf nodunu içeren 113 parafin bloktan 300 mikrometre arayla iki kesit alındı ve her bir kesit hematoksilen-eozin (H-E) ve İHK yöntemle sitokeratin AE1-AE3 antikoru ile boyandı.
BULGULAR: Otuz bir olgunun 6’sında (%19,3) mikrometastaz saptandı. Belirlenen mikrometastazlarda, 3’ünün çapı 0,2-2 mm arasında olup, diğer 3’ü izole tümör hücreleri şeklinde dağılım göstermekteydi. Mikrometastaz ile lenfovasküler invazyon arasında ileri düzeyde anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05).
SONUÇ: Standart histopatolojik yöntemlerle değerlendirilen ve aksiller lenf nodları negatif olarak tanı alan meme kanserli hastalarda, lenf nodlarının H-E ile boyalı kesit sayısının arttırılması ve İHK gibi ek inceleme yöntemleriyle değerlendirilmesi metastaz saptama olasılığını arttırmaktadır. Standart histopatolojik yöntemlerle lenf nodu mikrometastazları belirlenememektedir.

5. 
Kadın hipertansif olguların yaş gruplarına göre hipertansiyon sınıflaması, lipit panellerinin değerlendirilmesi ve geriatrik olgularla karşılaştırılması
The classification of hypertension in females according to the age groups, evaluation of their lipid panels and comparison with geriatric cases
Bülent Turhan, Burcu Tümerdem Çalık, İbrahim Etli, Orhan Akpınar
Sayfalar 30 - 35
AMAÇ: Bu çalışmada, hastanemiz polikliniklerinde hipertansiyon tanısıyla takip edilen kadın olguların yaş gruplarına göre hipertansiyon sınıflaması, lipit panelleri arasındaki ilişki ve geriatrik gruptaki olgularla karşılaştırılması amaçlandı.
YÖNTEMLER: Hastanemizde 2008’de kayıtlı 1100 hipertansif kadın olgunun, biyokimya laboratuvarındaki verileri kesitsel olarak değerlendirildi. Trigliserit düzeyleri ≥400 mg/dl, ilaç yazdırma ve/veya farklı şikayetle başvuruda bulunan olgular çalışmaya dahil edilmedi. Olgular (n=198), ESH/ESC 2007 ve NCEPATPIII kılavuzlarına göre değerlendirildi. Verilerin analizinde ortalama, standart sapma, Student t, ki -kare, Oneway Anova ve Fisher kesin testleri uygulandı. Sonuçlar %95’lik güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi.
BULGULAR: Olguların yaş ortalaması 62,44 ± 12,27, kan basıncı ortalamaları 164,9 ± 26,1 / 94,5 ± 15,1 mmHg idi. 40-50 yaş %13,13 (n=26), 51-60 yaş %28,28 (n=56) olgu vardı. 40-50 yaş arası 1. derece, >51 yaş olgular 2. derece hipertansiyondu. Tüm yaş gruplarında dislipidemi bulunmasına rağmen trigliserit, kolesterol, HDL-C ve LDL-C ortalamaları arasında anlamlı farklılık görülmedi (p>0,05). Geriatrik ve <65 yaş olguların kan basıncı değerleri, kolesterol, HDL-C ve LDL-C düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık yok iken (p>0,05), trigliserit düzeyleri geriatrik olgularda anlamlı düzeyde düşüktü (p<0,01).
SONUÇ: Tedaviye rağmen vizit sırasında hipertansiyon saptanması ve dislipidemi sıklığı, kardiyovasküler risk açısından bireysel değerlendirmenin önemini göstermektedir. Menapoz dönemine özgün değişiklikler göz ardı edilmemelidir.

OLGU SUNUMU
6. 
Zor entübasyon beklenen laringeal tümörlü bir hastada anestezi yönetimi: Olgu sunumu
Anesthesia management of a patient with laringeal tumor with expected difficult intubation: Case report
Gülten Arslan, Kemal Tural, Halil İbrahim Güngör, Feriha Temizel, Yaman Özyurt, Zuhal Arıkan
Sayfalar 36 - 39
Direkt laringoskopi kullanılarak yapılan trakeal entübasyon, cerrahi hastaların anestezi yönetiminde önemli bir yer teşkil etmektedir. Olguların çoğunda larinks ve glottis direkt laringoskopi ile kolaylıkla görülebilmektedir. Bununla birlikte anestezistler, olguların azında beklenmedik bir anda zor entübasyonla karşı karşıya kalabilirler. Zor veya başarısız entübasyon, anesteziye bağlı morbidite ve mortalitenin en sık nedenidir. Bu yazıda, laringeal kitleli 56 yaşındaki erkek hastanın genel anestezi indüksiyonu sırasında karşılaşılan zor havayolu sunuldu.

7. 
Tunica albuginea kisti: Olgu sunumu
Cyst of tunica albuginea: A case report
Metin İshak Öztürk, Orhan Koca, Abdullah İlktaç
Sayfalar 40 - 43
Skrotal kese içinde testiküler ve ekstratestiküler kitleler saptanabilir. Tunica albuginea kistleri genelde insidental saptanmalarına rağmen hastalar ağrı, şişlik ve iğne başı büyüklüğünde sert bir kitle ile başvurabilirler. Bu kistlerin mezotelyal orijinli oldukları düşünülmektedir. Sol skrotal kitle ile başvuran 57 yaşında erkek hasta olgusunu sunuyoruz.

8. 
Mobius sendromlu hastada anestezi yönetimi
Anesthetic management of a patient with Mobius syndrome
Tamer Kuzucuoğlu, Feriha Temizel, Hatice Yılmaz, Aygün Altınel, Ayşegül Arayıcı, Betül Ayaz
Sayfalar 44 - 47
İki yaşındaki hasta ASA I, 12,5 kg ağırlığında bir kız çocuğu idi. Fizik muayenesinde, doğuştan iki taraflı abdusens paralizisi ve sol fasyal paralizi saptandı. Manyetik rezonans görüntüleme incelemesinde papil ödemi, tümör veya kafa içi basınç artışı saptanmadı. Oral muayenede, Mallampati III olarak değerlendirildi ve hastaya genel anestezi altında ameliyat planlandı. Premedikasyon uygulanmayan olguya, sevorane %8 indüksiyonu ile üç kez derin soluk aldırılarak hipnoz sağlandı. Kas gevşemesi için vekuronyum 0,1 mg.kg -1 uygulandı. Fentanil 1 mcq.kg -1 ile analjezi sağlandı. İlk iki deneme başarısızlığından sonra entübasyon üçüncü denemede aynı hekim tarafından başarıldı. Anestezi idamesinde %40/60 O2/N2O ve sevorane %2 kullanıldı. Ameliyat süresince kardiyak ve hemodinamik parametreler stabil seyretti. Ameliyat sonucunda sorunsuz ekstübe edilen hasta derlenme odasına alındı. Kardiyak ve solunumsal parametreler stabil edildikten sonra ilgili klini¤e devredildi. Sonuç olarak, Mobius sendromunun vücutta çoklu sistemleri tutabilen ve orofasyal anomali nedeniyle zor entübasyona neden olabilen bir sendrom olduğu hatırlanmalıdır.

DERLEME
9. 
Diyabetik nöropatide sınıflandırma ve klinik özellikler
Classification of diabetic neuroptahy and clinical manifestations
Recep Alp
Sayfalar 48 - 56
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale