| ARAŞTIRMA MAKALESI | |
| 1. | Endometriyum Karsinomunda Ameliyat Sonrası Radyoterapi Sonuçlarının Değerlendirilmesi The Evaluatıon Of The Postoperatıve Radıotherapy Results In Endometrıum Carcınoma Makbule Doğan Eren, Şule Karabulut Gül, Mihriban Koçak, Ahmet Fatih Oruç, Erkan Göcen, Alpaslan MayadağlıSayfalar 59 - 63 AMAÇ: Radyoterapi, endometriyum kanserlerinin tedavisinde uzun yıllardır kullanılan etkinliği kanıtlanmış bir tedavi yöntemidir. Radyoterapi sıklıkla lokal ve bölgesel kontrolü artırmak amacıyla ameliyat sonrası uygulanmaktadır. Orta risk grubunda sadece intrakaviter tedavi verilirken, yüksek risk grubunda eksternal radyoterapiye inrakaviter uygulama eklenerek tedavi tamamlanır. Ancak cerrahi tedavi yapılamayan olgularda radyoterapi, primer tedavi yöntemi olarak da uygulanabilmektedir. Bu çalışmada, 1998-2003 yılları arasında kliniğimize başvuran ve ameliyat sonrası radyoterapi uygulanan 79 endometriyum kanserli olgu incelendi ve hastaların genel özellikleri, prognostik faktörler, tedavi sonuçları ve yan etkileri değerlendirildi. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| 2. | Künt Karın Travmalı Solid Organ Yaralanmalarında Konservatif Yaklaşılan Hastaların Değerlendirilmesi The Analysıs Of The Patıents Who Treated Conservatıvely Wıth Solıd Organ Injury After Blunt Abdomınal Trauma Kadir Koray Baş, Mehmet Altıntaş, Ayhan Çevik, Nejdet Bildik, Gülay Dalkılıç, Hüseyin Ekinci, Mustafa GülmenSayfalar 64 - 71 AMAÇ: Bu çalışmamızdaki amacımız, künt karın travması sonrası gelişen solid organ yaralanmalarında uyguladığımız tanı, takip ve tedavi prensiplerimizdeki zaman içerisindeki değişiklikleri gözden geçirerek, son yıllarda giderek artan oranda başarılı sonuçlar alınan ameliyatsız tedavi protokolündeki uygulamalarımız ve bu konuya olan yaklaşımımızın güncelliğini irdelemektir. Çalışmamızda, Ocak 2000-Ekim 2005 tarihleri arasında, Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Genel Cerrahi Acil Servisi’ne başvuran künt karın travması sonrası solid organ yaralanmalı 208 hasta geriye dönük olarak incelendi. 208 hastanın 140’ının (%67) ameliyat edilerek, 68’inin (%23) ameliyat edilmeden takip ve tedavi edildiği, konservatif olarak takip ve tedavi edilen hastaların hiçbirinde hemodinamik instabilite ve içi boş organ yaralanması gibi cerrahi girişim gerektirecek başka bir patoloji olmadığı saptandı. Ameliyatsız tedavi grubunda hayatını kaybeden hasta olmadığı, kaybedilen sekiz hastanın ise ameliyat edilen hasta grubundan olduğu ve ölüm nedenlerinin yandaş yaralanmalar olduğu saptandı. Bu çalışma yıllara göre irdelendiğinde, travma hastalarının takip edildiği bir merkez olarak kabul edilen hastanemiz 2. Genel Cerrahi Kliniği’nde, künt karın travması sonrası gelişen solid organ yaralanmalarına tanı ve tedavi alanında güncel olan konservatif tedavinin başarı ile uygulandığını göstermektedir. Sonuç olarak künt karın travmalı hastalarda uygulanabilecek konservatif tedavi yöntemleri travma merkezlerinde ve yakın takip ve tedavinin yapıldığı yerlerde başarılı bir şekilde uygulanabilmektedir. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| 3. | Fakoemülsifikasyon Sonrası Tedavide Deksametazon Alkol İle Desonid Disodyum Fosfatın Karşılaştırılması The Comparıson Of Dexametasone Alcohol And Desonıde Dısodıum Phosphate In The Treatment After Phacoemulsıfıcatıon Erol Çoşkun, Ekrem Kurnaz, Burak Özdemir, Kazım Erol, Nihal Aşık, Musa Çapkın, Fikret Ünal, Yusuf ÖzertürkSayfalar 72 - 76 AMAÇ: Komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon ve göz içi lens (GİL) implantasyonu yapılan hastaların ameliyat sonrası tedavilerinde deksametazon alkol ile desonid disodyum fosfat etkinlik ve komplikasyon yönünden karşılaştırıldı. Haziran-Eylül 2005 tarihleri arasında Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Göz Kliniği’nde komplikasyonsuz fakoemilsüfikasyon ve arka kamara GİL implantasyonu yapılan toplam 35 hastanın 60 gözü çalışmaya dâhil edildi. Hastalar rasgele bir şekilde iki gruba ayrıldı. Birinci gruba (grup I) ameliyattan 4 saat sonra başlamak üzere tobramisin %0.3 damla ve desonid disodyum fosfat %0.25 damla 6x1 başlandı. İkinci gruba (grup II) tobramisin %0.3 damla ve deksametason alkol %0.1 damla 6x1 başlandı. Hastaların ameliyat sonrası 1. gün, 1. hafta ve 1. ayda kontrolleri yapıldı. Ameliyat sonrası ön kamaradaki hücre sayısı ortalaması grup I’de 1. günde 2.77±0.56, 1. haftada 1.53±0.57, 1. ayda 0 idi. Ameliyat sonrası ön kamaradaki hücre sayısı ortalaması grup II’de 1. günde 2.35±0.6, 1. haftada 1.2±0.42, 1. ayda 0 idi. Ameliyat sonrası grup I’de ön kamarada aköz flare skor ortalaması 1. günde 1.64± 0.13, 1. haftada 1.13± 0.10 idi. Ameliyat sonrası grup II’de ön kamarada aköz flare skor ortalaması 1. günde 1.57±0.16, 1. haftada 0.81±0.09 idi. Ameliyat öncesi ortalama göz içi basınçları (GİB) grup I’de 13.30±1.41 mmHg, grup II’de 13.40±1.67 mmHg idi. Ameliyat sonrası ortalama GİB grup I’de sırasıyla 1. gün, 1. hafta, 1. ay 18.56±3.38 mmHg, 14.50±2.12 mmHg, 13.43±2.23 mmHg ölçüldü. Ameliyat sonrası ortalama GİB grup II’de sırasıyla 1. gün, 1. hafta, 1. ay 18.73±2.63 mmHg, 14.83±2.11 mmHg, 13.27±1.70 mmHg ölçüldü. Desonid disodyum fosfat fakoemülsifikasyon cerrahisi sonrası ön kamarada oluşan inflamasyonu tedavi etmede etkilidir. Fakat deksametazon alkol ile karşılaştırıldığında daha az etkilidir ve ameliyat sonrası hastalara daha az konfor sağlamaktadır. Komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon ve GİL implantasyonu sonrası tedavide antiinflamatuvar olarak desonid disodyum fosfat kullanan hastaların daha yakın takip edilmeleri gerekir. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| 4. | Erişkin Femur Cisim Kırıklarında Sınırlı Açık Redüksiyon İle Antegrad Kilitli İntramedüller Çivileme Uygulamasının Sonuçları The Results Of Adult Femur Fractures Whıch Treated Wıth Antegrade Lockıng Naıl Mını Open Reductıon Technıque Gökhan Bülent Sever, Serhat Gafur Karaca, Muhsin Dursun, Volkan Gürkan, Sinan KaracaSayfalar 77 - 81 AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, femur cisim kırıklı hastalarda sınırlı açık teknik kullanılarak antegrad kilitli intramedüller çivi ile tedavi sonuçlarını radyolojik ve fonksiyonel olarak literatürdeki kapalı teknikle ameliyat edilen femur cisim kırıklı hastaların sonuçları ile karşılaştırmaktır. On altı olgunun (14 erkek, 2 kadın; ort. yaş 36; dağılım 16-60) 16 femur cisim kırığına sınırlı açık teknik ile kilitli intramedüller çivileme uygulandı. Olgularda 6 kırık sağ, 10 kırık sol femurda idi. Hastalar ortalama 24 ay takip edildiler (7-60). Kırıkların radyolojik ve fonksiyonel sonuçları ve kaynama zamanları Klemm-Börner kriterlerine göre değerlendirildi. Literatürdeki kapalı teknik ile intramedüller çivileme uygulanmış femur cisim kırıklı hastaların sonuçları ile karşılaştırıldı. Kırıklar ortalama 24 haftada kaynadı (18-27). Hiçbir olguda nörovasküler komplikasyon, infeksiyon, malunion saptanmadı. Fonksiyonel olarak Klemm-Börner kriterlerine göre 2 olguda (%13) iyi, 14 olguda (%87) çok iyi sonuç elde edildi. Erişkin femur cisim kırıklarında, sınırlı açık teknik ile kilitli intramedüller çivileme uygulaması literatür eşliğinde kapalı teknikle karşılaştırıldığında kaynama zamanları arasında fark olmadığı, sınırlı açık redüksiyonun komplikasyon oranını ve morbiditeyi artırmadığı ve radyasyona maruziyeti azaltarak cerrahı, yardımcı sağlık personelini ve hastayı koruduğu, ameliyat süresini anlamlı olarak kısalttığı ve bu avantajlardan dolayı kapalı redüksiyonda zorlanılan durumlarda alternatif olarak uygulanabilir bir teknik olduğu sonucuna varıldı. Sınırlı açık redüksiyon tekniğinin dezavantajının ise teknik olarak Winquist-Hansen tip 1 ve tip 2 kırıklara uygulanabilmesi, daha parçalı kırıklarda uygulanamaması olarak saptandı. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| 5. | Akciğer Kanserlerinde Rezeksiyon Sonuçlarımız: Ardışık 45 Hastanın Değerlendirilmesi Our Resectıon Outcome In Lung Cancer: Evaluatıon Of 45 Consequentıal Patıents Recep Demirhan, Alpaslan Mayadağlı, İrfan Sancaklı, Nagehan Özdemir, Mahmut Gümüş, Cem Parlak, Nesrin Kıral, Feriha Temizel, Bülent ArmanSayfalar 82 - 88 AMAÇ: Akciğer kanserlerinde cerrahi tedavi, uzun bir sağkalım ve kürabilite sağlama açısından önemli bir seçenektir. Hastanemizin Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Kliniklerinde 2004-2007 yılları arasında 396 hastaya akciğer kanseri tanısı kondu. Ancak bu hastaların sadece 45’ine (%11.3) cerrahi tedavi uygulanabildi. Hastaların 2’si kadın, 43’ü erkek ve ortalama yaş 61 (38-74) idi. Ameliyat öncesi dönemde hastaların 28’inde (%62.3) fiber optik bronkoskopi ile, 4’ünde (%8.8) rijit bronkoskopi ile, 7’sinde (%15.5) transtorasik iğne aspirasyon biyopsisi ile, 6’sında (%13.5) ise açık akciğer biyopsisi ile tanı konuldu. Ameliyat öncesi histopatolojik inceleme ile 38 hastaya küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK), bir hastaya küçük hücreli akciğer kanseri tanısı kondu. Altı hastada ise KHDAK tanısı açık akciğer biyopsisi ile kondu. Evrelendirme amacı ile 41 hastaya (%91) mediastinoskopi ve ek olarak 5 hastaya (%11.1) anterior mediastinotomi yapıldı. Mediastinoskopi ile iki hastada mediastinal tutulum (N2 +) saptandı. Rezeksiyon olarak en sık lobektomi (%62.3) yapıldı. Ameliyat sonrası histopatolojik tanı olarak en sık epidermoid karsinom rapor edildi. Serimizdeki 5 hastada (%11.1) ameliyat sonrası dönemde komplikasyon meydana gelirken, 3 hastada mortalite (%6.6) gözlendi. Serimizdeki hastaların ameliyat sonrası izlem süresi ortalama 18 aydır. Ameliyat edilen evre I ve evre II akciğer kanserli hastaların bu süreyi sorunsuz geçirdikleri belirlenmiştir. Sonuç olarak, KHDAK’de özellikle evre I ve evre II akciğer kanserlerinde cerrahi rezeksiyon önerilen en iyi tedavi seçeneğidir. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| OLGU SUNUMU | |
| 6. | Memenin Primer Skuamöz Hücreli Karsinomu: Olgu Sunumu Prımary Squamous Cell Carcınoma Of The Breast: A Case Report Aylin Ege Gül, Coşkun Yıldız, Gülay Dalkılıç, Sevinç Hallaç Keser, Yunus Gül, Nimet KaradayıSayfalar 89 - 92 Memenin primer skuamoz hücreli karsinomu (SHK) oldukça seyrek rastlanan bir metaplastik meme tümörüdür. Sunulan olguda histopatolojik inceleme ile SHK saptandı. Memenin metastatik SHK’larının çoğu akciğer, serviks, mesane, özofagus ve deriden kaynaklandığından bu odaklar araştırıldı. Başka bir odak olmaması nedeni ile olgu, birincil meme tümörü kabul edildi. Bu tür seyrek rastlanan olgularda vücuttaki başka bir birincil odağın metastazı olasılığının ekarte edilmesi gerektiğini vurgulamak amacıyla konu literatür bilgileri ışığında irdelendi. |
| 7. | Apseleşme İle Giden Komplike Karaciğer Kist Hidatiği Complıcated Lıver Hydatıd Cyst Wıth Abscess Formatıon Fazlı Cem Gezen, Selahattin Vural, Barış Tüzün, Nimet Süslü, Feyyaz Onuray, Gülay Dalkılıç, Tolgay Akın, Orhan ŞadSayfalar 93 - 96 Karaciğer kist hidatik hastalığına bağlı komplikasyonlar günümüzde halen görülebilmektedir. Biliyer komplikasyonlar en sık görülenleridir. Bu komplikasyonlar biliyoenterik anastomozlar veya eksternal drenaj gerektirebilir. Karaciğerde yer kaplayan lezyonlar olan hidatik kistler atrofi-hipertrofi kompleksine yol açabilirler. Atrofi hipertrofi kompleksi ve hidatik kiste bağlı yapışıklıklar nedeniyle ameliyat esnasında iyatrojenik yaralanmalar gelişebilir. Olgumuzda infekte olmuş karaciğer hidatik kisti mevcuttu. Atrofi hipertrofi kompleksi gelişmiş, hidatik kiste bağlı hepatoduodenal ligamentte yapışıklıkları olan olguda koledok eksplorasyonu uygulanmadı. Olguda ameliyat sonrasında safra fistülü gelişti. Endoskopik retrograd kolanjiopankreatikografi ile tanı konan ve endoskopik sfinkterotomi uygulanan olguda 17. gün fistül kapandı. |
| 8. | Hıv/Aıds’li Hastada Kronik İshal Nedeni Olarak “Shıgella Sonneı” “Shıgella Sonneı” Causıng Chronıc Dıarrhea In A Patıent Wıth Hıv/Aıds Kadriye Kart Yaşar, Şemsinur Karabela, Gönül Şengöz, Özcan NazlıcanSayfalar 97 - 100 Diyare, AIDS’li hastaların yarısından fazlasında hastalığın seyri esnasında özellikle de terminal dönemde ortaya çıkmakta ve önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olmaktadır. Kliniğimizde, kronik ishali olan bir HIV/AIDS hastasının gaita kültüründen Shigella sonnei etken olarak izole edilmiş, kinolon tedavisi sonrası hastanın ishali ve yaşam kalitesi düzelmiştir. Bu olgu ile HIV/AIDS hastalarında akut bakteriyel ishal etkenlerinin de kronik ishal yapabileceği vurgulanmak istendi. |
| 9. | Mivakuryum Sonrası Gelişen Uzamış Nöromusküler Blok Mıvacurıum Induced Prolonged Neuromuscular Block Hakan Erkal, Yaman Özyurt, Gülten Arslan, Hüslü Süslü, Zuhal ArıkanSayfalar 101 - 103 Mivakuryum, plazma kolinesterazı tarafından hidrolize edilen kısa etkili nöromusküler bloker bir ajandır. Bu yazıda daha önce tanısı konulmamış, plazma kolinesteraz eksikliği olan bir kadın hastada beklenmedik şekilde gelişen uzamış nöromüsküler blok olgusunu sunduk. Özgeçmişinde veya aile öyküsünde anestezik sorunu bulunmayan 28 yaşındaki kadın hasta, bronkoskopi yapılmak üzere hastanemize yatırıldı. Anestezi indüksiyonu propofol (2 mg.kg-1), anestezi idamesi ise propofol infüzyonu (2 mg.kg sa-1) ve %100 oksijen ile sağlandı. Nöromusküler bloker olarak tek doz mivakuryum (0.2 mg.kg-1) kullanıldı. Girişim 15 dk sürdü. Ancak, hasta anestezi etkisinden beklendiği kadar çabuk derlenmedi; hastada uzamış nöromüsküler blok gelişti. Hasta, anestezinin sonlanmasından 40 dk geçtiği halde yeterli kas gücüne ulaşamadığı için yoğun bakım servisine alınarak mekanik ventilasyon ve sedasyon uygulandı. Tek doz mivakuryum uygulanmasından sonra 4 saat süreyle kas paralizisi devam etti. Hastada daha sonra psödokolinesteraz yetmezliği olduğu ve bunun doğuştan bir durum olduğu saptandı. Psödokolinesteraz yetmezliği, sık görülmemekle birlikte, kısa etkili kas gevşetici kullanılmasından sonra uzamış paralizi olgularında akla getirilmelidir. Böyle hastalarda, kas gevşetici kullanılan durumlarda sinir stimülatörü mutlaka kullanılmalıdır. |
| 10. | İdiopatik Granülomatöz Mastit: Olgu Sunumu Idıopathıc Granulomatous Mastıtıs: Case Report Gülay Dalkılıç, Aylin Ege Gül, Hakan Acar, Engin Baştürk, Cem Gezen, Selahattin VuralSayfalar 104 - 106 İdiopatik granülomatöz mastit (İGM) memenin nadir görülen, nedeni bilinmeyen, inflamatuvar karsinom ile karışabilen benign hastalığıdır. Klinikte memede ağrılı kitle, fistüllü apse oluşturup inflamatuvar meme karsinomunu taklit eder. Apse formu oluşanlarda spesifik mikroorganizma saptanamaz. Görüntüleme yöntemlerinde tanıda faydalanılamadığından kesin tanı için histopatolojik inceleme gerekir. İnce iğne aspirasyon biyopsisi hassasiyeti düşük olduğundan insizyonel biyopsi gereklidir. Histopatolojik olarak meme lobuluslarını tutan epiteloid histiositler, Langhans tipi dev hücreler, makrofajlar ve küçük apse odakları görülür. Memede kitle, kızarıklık, ağrı yakınmaları ile başvuran olgumuz da histopatolojik araştırılması sırasında İGM tanısı almıştır. Tedavide cerrahi eksizyonun yanısıra steroid tedavisi, düşük doz metotreksat önerilmektedir. Hastaya cerrahi eksizyon ve steroid tedavisi uygulandı, 13 aylık takibinde nükse rastlanılmadı. |
| DERLEME | |
| 11. | Kanserli Hastalarda Palyatif Bakım ve İlkeleri Kanserli Hastalarda Palyatif Bakım ve İlkeleri Tamer Kuzucuoğlu, Feriha Temizel, Tuğba Güler, Müjge Yücekaya, Gülten Arslan, Zuhal ArıkanSayfalar 107 - 110 Makale Özeti | |
| 12. | Hasta Hakları ve Sorumlulukları Hasta Hakları ve Sorumlulukları Recep Demirhan, Reşat Dabak, Songül ManganSayfalar 111 - 116 Makale Özeti | |