| ARAŞTIRMA MAKALESI | |
| 1. | Yumuşak Doku İçindeki Radyoopak Yabancı Cisimlerin Stereotaksik Yöntemle Çıkarılması Removal Of Radıopaque Foreıgn Bodıes Embedded Wıthın The Soft Tıssues By Stereotaxıc Approach Tarık Gandi ÇinçinSayfalar 59 - 62 AMAÇ: Yumuşak doku içindeki yabancı cisimlerin çıkarılması oldukça zor bir işlemdir. İşlemin başarıya ulaşması için lokalizasyonun iyice belirlenmesi gerekir. Bunun için en iyi yöntem floroskopidir. Bu çalışmada skopinin olmadığı hastanelerde streotaksik yöntemin etkinliğinin belirlenmesi amaçlandı. Genel cerrahi polikliniğine yabancı cisim batması şikayeti ile başvuran 17 hasta (12 kadın, 5 erkek; ort. yaş 23.23±10.8; dağılım 7-40) çalışmaya alındı. Hastaların üç yönlü grafileri çekildi. Tümünde yabancı cisim radyoopak idi. Hastaların tümüne lokal anestezi sonrası üç adet enjektör ucu ile işaretleme yapıldı. Daha sonra tekrar üç yönlü radyografiler çekildi. Bunların kılavuzluğunda uygun insizyonlar yapılarak yabancı cisimler çıkarıldı. Katlar anatomisine uygun olarak kapatıldı. Hastalar bir hafta sonra kontrole çağırıldı. Hiçbirinde infeksiyon gelişmedi. Hastaların tümünde yabancı cisimler başarı ile çıkarıldı. Skopi imkanı olmayan hastanelerde yabancı cisimler stereotaksik yöntemle çıkarılabilir. Doktor ve yardımcı sağlık personelinin radyasyona maruz kalmaması da önemli bir avantajdır. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| 2. | %0.025’lik Ketotifen Fumaratın Mevsimsel Allerjik Konjonktivit Tedavisindeki Kısa Ve Uzun Süreli Etkinliği Short Tıme And Long Tıme Effıcacy Of Ketotıfen Fumarate O.O25% In The Treatment Of Seasonal Allergıc Conjunctıvıtıs Özlen Özgür, Yelda Özkurt, Kurtuluş Yıldız, Özgül Karacan, Ömer Kamil DoğanSayfalar 63 - 67 AMAÇ: Bu çalışmada %0.025’lik ketotifen fumaratın mevsimsel allerjik konjonktivit tedavisinde etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Çalışmamıza alerjik konjonktiviti olan rasgele seçilen 30 hasta (9 erkek, 21 kadın; ort. yaş 27.86 yıl; dağılım 9–56) alındı. Prospektif olarak yapılan çalışmada ketotifen fumarat %0.025’in alerjik konjonktivit belirtileri ve muayene bulguları üzerine etkinliği değerlendirildi. İlaç günde iki kez topikal olarak uygulandı. Belirtiler ve muayene bulguları ketotifen fumarat %0.025 başlanmadan ve başlandıktan sonraki 1., 7. ve 21. günlerde derecelendirilerek değerlendirildi. Belirtilerden (hastalar sorgulanarak) kaşıntı ve sulanma, muayene bulgularından konjonktiva hiperemisi, konjonktiva kemozisi, kapak ödemi, mukus sekresyonu skorlandı. Ketotifen fumarat %0.025 verilen 30 hastanın 18’inde (%60) allerjik konjonktivite bağlı kaşıntı ve sulanma şikâyetlerinin 1. günde hızlı bir şekilde azaldığı, 7. günde 22’sinde (%73) ve 21. günde 28’inde (%93) kaşıntı ve sulanma şikâyetlerinin anlamlı şekilde azaldığı, konjonktiva hiperemisi, kemozis, mukus sekresyonu ve kapak ödeminin azalarak ilacın etkinliğini uzun süre devam ettirdiği saptandı. Ketotifen fumarat %0.025’in hızlı etkisi ve uzun süreli rahatlama sağlaması nedeniyle alerjik konjonktivitte tercih edilebilir bir ilaç olduğu sonucuna varıldı. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| 3. | Diyabetik Nefropatinin Değerlendirilmesinde Serum Beta 2-Mikroglobülin Düzeyinin Önemi The Role Of Beta 2-Mıcroglobulın In The Assessment Of Dıabetıc Nephropathy Rahmi Irmak, Ahmet Akın, Zeki Aydın, Didem Aydın, Teslime Ayaz, Muharrem Koçar, Nurhan Biriz, Mustafa YaylacıSayfalar 68 - 71 AMAÇ: Diyabetik nefropatinin erken saptanması ve agresif tedavisi büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla kliniğimize ve polikliniğimize başvuran diyabetik hastalarda beta 2-mikroglobülinin (b2M) pratik ve uygulanılabilir bir diyabetik nefropati tarama testi olabilirliği test edildi. Elli üç diyabetik hasta (21 erkek [%39.6], 32 kadın [%59.4]) ve 20 sağlıklı erişkinde (4 erkek [%20], 16 kadın [%80]) 24 saatlik idrarda kreatinin klirensi, proteinüri, serum üre, kreatinin ve b2M düzeyleri karşılaştırıldı. Diyabetli grubun b2M düzeylerinin 1.4 µg/dl’den itibaren nefropati yönünden anlamlı değer taşıdığı, 2.4 µg/dl’den itibaren ise kesin nefropati tanısı koyduran değerlere ulaştığı gözlendi. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| 4. | Fitobezoar Nedeniyle Oluşan Mekanik Bağırsak Tıkanıklığı Olguları* Mechanıcal Intestınal Obstructıon Cases Due To Phytobezoar Nejdet Bildik, Mustafa Gülmen, Ayhan Çevik, Hüseyin Ekinci, Erdem Öztürk, Mehmet AltıntaşSayfalar 72 - 75 AMAÇ: Fitobezoar, gastrointestinal sistemde bulunan gıdaların sertleşmesi ile oluşur. Bunlar ince bağırsak tıkanıklıklarının nispeten nadir nedenlerindendir. Genellikle portakal, Trabzon hurması gibi yumuşak, lifli gıda alınımı anamnezi ile birliktedir. Yumuşak ve liflilerin dışındaki gıdalarla fitobezoar gelişmesinde temel neden sıklıkla mide ameliyatlarının yol açtığı gastrik stazdır. Mide fitobezoarlarının seçilecek tedavisi gastrik lavaj, berrak sıvı diyet veya endoskopik parçalama ve çıkarma gibi ameliyatsız yöntemler olmakla birlikte, akut intestinal tıkanmayla kendini gösteren fitobezoarlarda kesinlikle cerrahi tedavi gerekir. Bu yazıda fitobezoarlara sekonder gelişen ince bağırsak tıkanıklıklarında tanı ve tedavi ile ilişkili faktörleri gözden geçirmek amacıyla, fitobezoar nedeniyle oluşan yedi intestinal tıkanıklık olgusu retrospektif olarak değerlendirildi. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| 5. | İntrakaviter Brakiterapide A Noktası Kullanımı, Yüksek Biyolojik Efektif Doz Değeri Ve Rektal Komplikasyon İle İlişkisi Use Of Poınt A In Intracavıtary Brachytherapy, Hıgh Bıologıc Effectıve Dose Value And It’s Relatıonshıp Wıth Rectal Complıcatıons Sevgi Özden, Alpaslan Mayadağlı, Zerrin Özgen, Hazan Bayraktar, Berrin Yılmaz, Nural Öztürk, Makbule ErenSayfalar 76 - 81 AMAÇ: İntrakaviter brakiterapi serviks kanseri tedavisinin standart bir parçasıdır. Ancak uygulama şekli, fraksiyon sayısı ve dozları konusunda henüz bir fikir birliği bulunmamaktadır. Literatürde geleneksel olarak A noktasında verilen dozlar bildirilmektedir. Bu çalışmanın amacı A noktalarındaki geometriye bağlı değişiklikleri ve bu noktanın doz belirlemedeki uygunluğunu ve yeterliliğini araştırmaktır. Ayrıca kliniğimizdeki uygulama yöntemine göre rektum komplikasyon oranlarını belirlemektir. Haziran 1998-Haziran 2002 tarihleri arasında kliniğimizde yüksek biyolojik efektif doz’la (BED) (>110 Gy) tedavi edilen ve 12 aydan daha uzun süre izlenen 59 hasta retrospektif olarak incelendi. Sağ ve sol A noktalarının doz farklarının ortalaması 2.93 Gy (SD 5.93), medianı 149 cGy (4-4485 cGy) olarak bulundu. Hastaların sağ ve sol A noktaları arasındaki farkların değişim katsayıları ortalaması ve medianı sırasıyla %13.2 (SD 2.3) ve 8.5 Gy (0.2-110) olarak hesaplandı. Fraksiyonlar arası süre ortalama 8.6 gün (SD 5), fraksiyon dozlarının ortalaması 601.8 cGy (SD 143 cGy), medianı 625 cGy (230-1125) idi. Seçilen referans izodozuna göre intrakaviter rektum dozu 1620 cGy (SD 584.9), median 1586 cGy (479-3286) olarak hesaplandı. Rektal komplikasyon gelişen 10 hastada (%16.9) ortalama total BED değeri ve intrakaviter rektum dozu sırasıyla 144.5 Gy (SD 11), 1838 cGy (SD 506) idi. Komplikasyonsuz hastalarla arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmadı. A noktası doz seçiminde yol gösterici olmakla beraber yeterli değildir. Rektum dozlarının göz önüne alınmasının komplikasyon riskini azaltacağı düşünülebilir. Hastalarımızın BED değerleri düşük olmamasına rağmen komplikasyon oranı yüksek değildir. Bu durumun nedenlerinden biri kişilerin radyasyona farklı duyarlılıkları olabilir. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| 6. | Katarakt Hastalarında Aköz Hümör İmmünglobülin G Seviyelerinde Meydana Gelen Değişikliklerin Yaş, Cinsiyet Ve Katarakt Olgunluğu İle İlişkisi The Relatıon Between The Changes In Aqueous Immunglobulın G Levels And Age, Gender And The Maturıty Of Cataract Ekrem Kurnaz, Anıl Kubaloğlu, Serhun Tacer, Arif Koytak, Yasin Yılmaz, Erol Coşkun, Yusuf ÖzertürkSayfalar 82 - 86 AMAÇ: Kataraktlı hastalarda, hümör aköz immünglobülin G (IgG) seviyelerinde meydana gelen değişikliklerin yaş, cinsiyet ve katarakt olgunluğu ile olan ilişkisi araştırıldı. Hiçbir sistemik ve katarakt dışında oküler patolojisi olmayan immatür veya matür katarakt tanısıyla fakoemülsifikasyon cerrahisi uygulanan 24 olgu çalışmaya dâhil edildi. Tüm hastalardan fakoemülsifikasyon cerrahisi sırasında ön kamaradan hümör aköz örnekleri alındı. Alınan örneklerdeki IgG konsantrasyonları radial immünodifüzyon yöntemi ile ölçüldü. Elde edilen sonuçların yaş, cinsiyet ve katarakt olgunluğu ile olan ilişkisi değerlendirildi. Tüm hastalarda ortalama IgG konsantrasyonu 5.99±2.68 mg/100 ml olarak bulundu. Altmış yaş üzeri olanlarda 6.15±2.57 mg/100 ml, kadınlarda 6.24±2.56 mg/100 ml ve matür kataraktlarda 6.82±2.61 mg/100 ml olarak bulundu. Altmış yaşın altındakilerde 5.76±2.95 mg/100 ml, erkeklerde 5.74±2.88 mg/100 ml ve immatür kataraktlı olgularda ise 5.00±2.52 mg/100 ml olarak bulundu. Yaş, cinsiyet ve katarakt olgunluğu yönünden gruplar arasında istatistiksel anlamda fark görülmedi (p>0.05). Kataraktlı hastalarda hümör aközde IgG değerleri bireyler arasında farklılık göstermekle birlikte, ortalama IgG değerleri ile yaş, cinsiyet ve katarakt olgunluğu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözükmemektedir. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| 7. | Laparoskopik Nissen Fundoplikasyonu Ameliyatından Sonra Hasta Yakınmalarının Değerlendirilmesi Evaluatıon Of Patıent’s Complaınts After Laparoscopıc Nıssen Fundoplıcatıon Hasan Fehmi Küçük, Oğuzhan Aziz Torlak, Hüseyin Akyol, Sadık Bingül, Necmi KurtSayfalar 87 - 92 AMAÇ: Gastroözofageal reflü hastalığı (GERD) intestinal sistemin sık rastlanan hastalıklarından birisidir. Laparoskopik ameliyatların popüler olmasından sonra laparoskopik fundoplikasyon ameliyatları da popüler olmuştur. Semptomlardaki azalma ameliyatın başarısını göstermekle birlikte bu semptomlar arasındaki azalmayı ölçecek yöntemler yoktur. Bu çalışmanın amacı GERD nedeniyle laparoskopik olarak Nissen fundoplikasyonu uygulanan hastalarda ameliyat sonrası dönemde yakınmaların azalma zamanını bir skala yardımıyla saptamaktır. Hastaların ameliyat sonrası 2., 4., 6. ve 8. haftalarda yara iyileşmeleri, intestinal sistem ve solunum işlevleri değerlendirildi. Skala oluşturulurken hastalardan görsel analog skala üzerinde semptomlarının ağırlığına göre 0’dan 10’a kadar puanlar vermeleri istendi. Bu skaladaki puanlama, ameliyattan bir gün önce ve ameliyattan sonra 2., 4., 6. ve 8. haftalarda tekrarlandı. Ameliyat öncesi skladan elde edilen toplam puan 33 (±4.83) idi. Ameliyat sonrası 2., 4., 6., 8. haftalarda elde edilen toplam skorlar ise sırasıyla 19.7 (±8.7), 8.6 (±7.23), 3.7 (±5.13), 1.8 (±3.46) idi (p=0.001, p<0.01). Ameliyat öncesi dönemdeki semptomların ameliyat sonrası 2., 4., 6., 8. haftalardaki azalmaları ise sırasıyla %22, %57, %77, %87 oranında idi. Uyguladığımız skalaya göre hastaların semptomlarındaki düzelmeler artarak ameliyat sonrası dönemde iki ay kadar devam etmiştir. Bu bilginin ameliyat öncesi dönemde hasta ile paylaşılmasının hastanın tedaviye uyumunu artıracağı kanaatindeyiz. YÖNTEMLER: BULGULAR: SONUÇ: |
| OLGU SUNUMU | |
| 8. | Ciddi solunum sıkıntısı ile seyreden Charge Sendromu olgusu Charge Association with severe respiratory distress Sedat Öktem, Gülnur Tokuç, Özlem Ketenci, Kadriye CantürkSayfalar 93 - 97 CHARGE Sendromu; kolobom, kalp defektleri, koanal atrezi, büyüme geriliği, genital hipoplazi, kulak anomalileri ve/veya sağırlık gibi assosiye bulgu ve anomaliler ile karakterize nadir görülen bir sendromdur. CHARGE Sendromlu çocuklar birçok cerrahi giriflimin yanısıra yoğun medikal tedaviye de ihtiyaç duyarlar; ayr›ca multidisipliner yaklaşımla kardiyoloji konsültasyonu, ayrıntılı göz muayenesi, işitme yardımı, özel eğitim desteğine ihtiyaçları vardır. Bu yazıda CHARGE Sendromu düşündüğümüz, koanal atrezi, dismorfik yüz görünümü, karakteristik kulak, sağ gözde kolobomu, sol gözde mikroftalmi ve total retina dekolmanı, mikropenis ve skrotum hipoplazisi bulunan 25 günlük bir erkek çocuğunu sunduk. |
| 9. | Dirsek Ekleminde Valgus İnstabilitesi Radius Başı Kırığına Yatkınlığı Artırır Mı? (Olgu Sunumu) Is Valgus Instabılıty In The Elbow Joınt Prone To Radıal Head Fracture? (Case Report) Halil Bekler, Alper Gökce, Tahsin Beyzadeoğlu, Fatih ParmaksızoğluSayfalar 98 - 101 Radius başı kırıkları, dirsek kırık-çıkıklarının %30’unu oluşturur. Dirsek instabilitesi zemininde radius başı kırıkları ile hiç de seyrek olmayacak sıklıkta karşılaşılmaktadır. Dirsek eklem fonksiyonlarında, dirseğin valgus stabilitesi önemli bir rol oynamaktadır. Humerus medial epikondil psödoartrozu olan bir hastanın dirseğinde medial instabilite zemininde parçalı radius başı kırığı ile karşılaşıldı. Bu kırık cerrahi olarak dorsolateral insizyon ile tedavi edildi. Bu yazıda, olgu ışığında medial kollateral bağın dirsek stabilizasyonundaki rolünü, bu stabilitenin medial epikondil psödoartrozu nedeniyle bozulmasının yol açtığı kuvvet dağılımının radius başına etkisini, bu etkinin yarattığı kırık ve tedavi şeklini irdeledik. |
| 10. | Temporal Bölgede Dural Metastatik Prostat Adenokarsinomu: Olgu Sunumu Temporal Dural Metastasıs Of Prostatıc Adenocarcınoma: A Case Report Hikmet Turan Süslü, İlker Güleç, Bilge Bilgiç, Çiçek Bayındır, Mustafa BozbuğaSayfalar 102 - 105 Prostat adenokarsinomları erkeklerde ikinci sıklıkla görülen tümörlerdir; en sık pelvik lenf nodlarına, akciğere ve iskelet sistemine metastaz yapar. Beyinde metastatik prostat kanseri nadirdir ve daha çok otopsi çalışmalarında multipl dural tutulumlar şeklinde saptanır. Bu yazıda temporal bölgede skalp şişliği ile prezante olan ve radyolojik olarak birden fazla kranyal kompartmanda tutuluma neden olan dural metastatik prostat adenokarsinomlu olgu sunuldu. Olguda görülen skalp şişliği ile prezantasyon ve kranyal alanda birden fazla kompartmana yayılım prostat adenokarsinomlarının kranyal metastazları için ilginçtir. |
| 11. | Parotis Bezi Kaynaklı Miyoepitelyoma: Olgu Sunumu Myoepıthelıoma Of The Parotıd Gland: Case Report Ümit Hardal, Mehmet Eken, Ziya Bozkurt, Cenk Evren, Resul ÖztürkSayfalar 106 - 108 Miyoepitelyoma tüm tükrük bezi tümörlerinin %1’inden azını oluşturan nadir bir patolojidir. En sık parotis bezinde karşımıza çıkan bu tümörün tanısında histopatolojik çeşitliliğinden dolayı bazen güçlükler yaşanmaktadır. Bu olgu sunumunda, sağ parotise uyan bölgede şişlik nedeni ile 1984, 1987 ve 1992 yıllarında üç defa ameliyat olan bir kadın hasta tartışıldı. Kitlenin son ameliyatı ardından tekrar büyüme eğilimi göstererek 14x12 cm ölçülerine ulaşması nedeniyle hastaya total parotidektomi uygulandı. Patoloji sonucu miyoepitelyoma olan hasta, klinik ve patolojik özellikleri ile birlikte sunuldu. |
| DERLEME | |
| 12. | Kültüre Özgü Ruhsal Bozukluklar Kültüre Özgü Ruhsal Bozukluklar Melek Zeynep Saygın, Selen İlhan AlpSayfalar 109 - 116 Makale Özeti | |