| ARAŞTIRMA MAKALESI | |
| 1. | İDRARIN MİKROSKOBİK İNCELEMESİNDE FLOW MİKROSKOBİ TEKNOLOJİSİ İLE MANUEL MİKROSKOBİNİN KARŞILAŞTIRILMASI COMPARISON OF FLOW MICROSCOPY TECHNOLOGY WITH MANUEL METHOD FOR URINE MICROSCOPIC ANALYSIS Buket Tekçe, Asuman Orçun, İnci Küçükercan, Nazan Çamursoy, Özlem Çakır MadenciSayfalar 69 - 72 Klinik tanıda yararlı bir test olarak kullanılmakta olan idrar sedimentinin manuel analizinin, birçok metodolojik problemi vardır. Bu nedenle doğruluk (accuracy) ve tekrarlayıcılık (precision) gibi metodolojik problemlerin düzeltildiği, otomatize yeni bir yöntem geliştirilmiştir. Biz bu çalışmamızda eritrosit, lökosit ve epitel hücresinin saptanmasında geleneksel görsel mikroskobi metodumuzun performansını otomatize mikroskobik metot ile karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmamızda 203 hastanın idrar örneği flow mikroskobi yöntemini esas alan IRIS model 500 idrar analizörü ve manuel mikroskobi ile incelendi. Sonuçlar Mann-Whitney U testi ile karşılaştırıldı ve aralarındaki ilişki için lineer regresyon analizi yapıldı. Her iki metotla saptanan hasta-sağlıklı oranının uyumunu incelemede McNemar testini kullandık. Otomatize ve manuel mikroskobiden elde edilen sonuçların lineer regresyon analizi ile karşılaştırılması ile elde edilen sonuçlara göre eritrosit (r=0.7678), lökosit (r=0.8302) ve epitel hücresi (r=0.8570) sayılarının iki yöntemde de iyi korelasyon gösterdiği saptandı. Her iki yöntemle elde ettiğimiz sonuçlan, referans aralık çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlara göre gruplandırıp her analiz için 2x2 bir tablo oluşturarak incelediğimizde, her iki yöntemin de eritrosit için %84. lökosit için %81, epitel hücresi için %90 örneği aynı aralıkta bulduğunu gördük. Her iki metodun her bir analizi saptayabilmedeki farklılıklarının istatistiksel analizini yaptığımızda, otomatize metot ile manuel metottan daha fazla sayıda eritrosit (p=0.0367) ve lökosit (p<0.0001) sayısı elde edildi. Bunun tersine manuel metotla bulunan epitel hücresi (p=0.0037) sayısı otomatize metottan fazla idi. Otomatize yöntem ile manuel mikroskobiden elde edilen sonuçların birbiri ile uyum gösterdiği ve otomatize mikroskobinin klinik karar noktasında daha fazla patolojik örneği saptayabildiği kanısına varıldı. |
| 2. | SON İKİ YIL İÇİNDE ACİL BİRİM TORAKOTOMİLERİMİZ EMERGENCY DEPARTMENT THORACOTOMIES IN LAST TWO YEARS Selahattin Vural, Barış Tuzun, Nimet Süslü, Feyyaz Onuray, Murat Çağ, Fazlı Cem Gezen, Orhan ŞadSayfalar 73 - 75 Bu çalışmada travma nedeniyle uygulanan acil birim torakotomilerimizin başarı oranlarını inceledik. Ocak 2002-Ocak 2004 yılları arasında acil birim torakotomisi uygulanan 19 olguyu retrospektif olarak inceledik. Demografik özellikleri, yaralanma şekli, hastaneye geliş anındaki yaşamsal bulguları, hangi endikasyon ile acil birim torakotomisi uygulandığı, internal masaj gerekli olup olmadığı ve internal masajın başarı oranı, yaralanmalar ve uygulanan cerrahi yöntemler ile eşlik eden organ yaralanmaları incelendi. Mortalite oranı hesaplandı. Olguların yaş ortalaması 23.7 ve kadın/erkek oranı: 9/10 idi. Olguların 8'i (%42,l) kunt travma, 11'i (%57,8) penetran yaralanma ile başvurmuştu. Olguların 9'unda(%47,3) geliş anında yaşamsal bulgular mevcuttu. Mortalite 13 (%68,4) olguda gelişti. Penetran yaralanmaların 8'i (%72.7) halen yaşamakta olup, 3 (%27,3) olguda mortalite gelişti. Kunt yaralanmaların ise tümü kaybedildi. Çalışmamızdaki penetran yaralanmalardaki başarı, literatürde olduğu gibi kunt travmalarda görülememiştir. Ancak triaj sistemi henüz yeterli olmayan ülkemizde agresif resüsitasyon uygulamamız gerektiğini düşünüyoruz. |
| 3. | ELEKTİF CERRAHİDE İNDÜKSİYONDA KULLANILAN SUFENTANİLİN GÖZ İÇİ BASINCI VE HEMODİNAMİ ÜZERİNE OLAN ETKİLERİ THE EFFECTS OF INDUCTION WITH SUFENTANIL ON INTRAOCULER PRESSURE AND HEMODYNAMICS VARIABLES IN ELECTIVE SURGERY Gülten Arslan, Hüsnü Süslü, Tamer Kuzucuoğlu, Feriha Temizel, Esra Onuray, Zuhal ArıkanSayfalar 76 - 78 Çalışmaya kardiyovasküler ve oküler problemi olmayan, ASA I-II sınıfı, premedikasyon uygulanmayan 40 hasta dahil edildi. Hastalar eşit olarak iki gruba ayrıldı. Grup S 0.5 µg/kg sufentanil, Grup P aynı volümde serum fizyolojik aldı. İlave olarak olguların hepsine 2 mg/kg propofol, 0.1 mg/kg vekuronyum intravenöz olarak verildi. Kas gevşeticinin enjeksiyonundan 60 sn sonra entübasyon başlatıldı. Anestezi idamesi %1.5 konsantrasyonda izofluran+%50 N2O+%50 O2 ile sağlandı. Entübasyon koşulları, sistolik arter basıncı (SAB). diyastolik arter basıncı (DAB), ortalama arter basıncı (OAB). kalp atım hızı (KAH), periferik oksijen saturasyonu (SpO2) ve göz içi basınç (GÎB) entübasyon öncesi ve entübasyon sonrası 30, 60, 120, 240 sn'de kaydedildi. Entübasyon koşulları S grubunda 18 mükemmel, 2 iyi iken; P grubunda 17 mükemmel, 3 iyi olarak değerlendirildi. GİB grup P'de 30, 60, 120, 240 sn'de artar iken; grup S'de 30, 60, 120, 240 sn'de azaldı (p>0.05). KAH ise grup P'de 30 ve 60 sn'de artış gösterdi (p<0.05). Sonuç olarak indüksiyonda sufentanilin (0,5µg/kg dozda) kullanımının GİB ve hemodinamik parametreleri anlamlı olmayan miktarlarda azalttığı tespit edilmesine karşın, bu ilacın daha geniş popülasyonda ve farklı dozlarda uygulanmasının daha efektif neticeler sağlayacağı kanısındayız. |
| 4. | ÇOCUKLARDA UYGULANAN DAKRİYOSİSTORİNOSTOMİ VE PROGNOZUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ THE EVALUATION OF DACRYOCYSTORHINOSTOMY APPLIED IN CHILDREN AND ITS PROGNOSIS Pınar Varcan, Titap Yazıcıoğlu, Şule Pınar Eker, Sevilay Bıçakçı, Yusuf ÖzertürkSayfalar 79 - 81 Pediatrik yaş grubunda nazal hava yollarının anatomisi ameliyatlarda teknik olarak güçlük yaratır. Bu çalışma çocuklarda konjenital nazolakrimal kanal tıkanıklığının tedavisinde uygulanan endonazal endoskopik dakriyosistorinostomi (DSR) ve eksternal DSR'nin etkinliğini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. 2000-2003 yılları arasında kliniğimize başvuran yaşlan 4-14 arasında değişen 10 olgunun (2 erkek, 8 kız) 12 gözüne DSR ve silikon tüp entübasyonu uygulandı. Yaşları 4-7 arasında olan ve silikon tüp entübasyonunun başarısız olduğu 5 göze ve 2 kere nüks etmiş, öncesinde eksternal DSR olan 11 yaşındaki olgunun l gözüne endonazal endoskopik DSR ve silikon tüp entübasyonu yapıldı. Yaşları 12-14 arasında olan 6 olgunun 6 gözüne eksternal DSR ve silikon tüp entübasyonu yapıldı. Ortalama l yıl takip edilen olgularda başarı oranı %100 bulundu. Silikon tüp entübasyonunun başarısız olduğu 4-7 yaş arası çocuklarda endonazal endoskopik DSR, 7 yaş üzerindeki çocuklarda ise eksternal DSR'nin tercih edilmesinin uygun olduğu sonucuna vardık. |
| 5. | KARIN ÖN DUVARI ATEŞLİ SİLAH YARALANMALARINDA LAPAROTOMİ KARARI DECISION OF LAPAROTOMY OF GUNSHOT WOUNDS TO ANTERIOR ABDOMINAL WALL Selahatlin Vural, Barış Tuzun, Nimet Süslü, Feyyaz Onuray, Erhan Tuncay, Gülay Dalkılıç, Orhan ŞadSayfalar 82 - 86 Karın boşluğuna penetre kesici-delici alet yaralanmaları konservatif olarak takip edilip negatif laparotomiler azaltılmış olmasına rağmen, ateşli silah yaralanmalarında halen kabul edilmiş takip etme kriterleri bulunmamaktadır. Kliniğimize başvuran olgularda yaptığımız bu çalışmada, karın ön duvarında ateşli silah yaralanması olan olgularda negatif laparotomi oranımızı araştırdık. Son 5 yıllık dönemde (1.1.1999-1.1.2004) kliniğimize başvuran 41 olgu retrospektif olarak incelendi. Bu 41 olgunun yaş ortalaması 30,5 (14-75), erkek/kadın oranı 35/6 idi. Otuz yedi (%90,2) olgu direk laparotomiye alındı, 4 (%9,8) olgu ise diagnostik periton lavajı ile değerlendirildi, laparotomi uygulanmadı. İçi boş organ yaralanmasına 28 (%68,2) olguda rastlanırken, solid organ yaralanmasına 16 (%38,9) olguda rastlandı. Üç (%8,1) olguda ise laparotomi ile organ yaralanmasına rastlanmadı. Toplam 41 olgu içerisinde karın içi organ yaralanması gelişmeyen 7 (%17,1) olgu mevcuttu. Karna penetre ateşli silah yaralanmalarında, fizik muayenede akut karın bulguları olan, hemodinamik açıdan stabil olmayan olgularda laparotomi kaçınılmazdır. Çalışmamızda % 17, l olguda cerrahi girişim gerektirecek yaralanma ve bu olgularda mortalite gelişmemiştir. Hemodinamik açıdan stabil ve karında hassasiyet olmayan, radyolojik yöntemlerle cerrahi girişim gerektirmediğine inanılan olguların, laparotomisiz takip edilebileceğini düşünüyoruz. Böyle olgularda klinik gözlem, diagnostik periton lavajı veya diagnostik laparoskopi tercih edilebilir. |
| 6. | TIP 1 DİYABETLİLERDE PERİFERİK NÖROPATİ VE SEMPTOMATİK KARPAL TÜNEL SENDROMU SIKLIĞI PREVALENCE OF PERIPHERAL NEUROPATHY AND SYMPTOMATIC CARPAL TUNNEL SYNDROME IN TYPE 1 DIABETICS Recep Alp, Haluk Sargın, Güven Bulut, Mehmet Sargın, Ülkü Türk Boru, Ali YaylaSayfalar 87 - 89 Karpal tünel sendromu (KTS) en sık görülen tuzak nöropatilerdendir. Diyabetlilerde normal populasyona göre KTS daha sık görülmekte, ancak sıklığı değişik çalışmalara göre farklılık göstermektedir. Bu çalışmada, tip l diyabetlilerde semptomatik KTS prevalansının ve bununla ilişkili durumların araştırılması amaçlandı. Çalışmaya hastanemiz Diyabet Ünitesi'nde takip edilen tip l diyabet tanısı konmuş ardışık 67 hasta alındı. KTS'na neden olabilecek başka hastalığı olanlar çalışmaya alınmadı. Vakalar KTS semptomları açısından sorgulandı, provakatif testlerle tanı kondu, EMG ile tanı desteklendi. Hastaların 35'i (%52.2) erkek, 32'si (%47.8) kadın olup yaş ortalaması 27.1±9.4 yıl, diyabet başlangıç yaş ortalaması 19.9±8.2 yıl, diyabet süreleri ortalaması 7.2±6.8 yıl, HbA1C düzeyi ortalaması 9.4±2.6 olarak bulundu. Vakaların 8'inde (%11.9) genel olarak KTS semptom ve bulgularına rastlandı. EMG yapılan hastaların tümünde nöropati zemininde veya nöropatisiz KTS tanısı kondu. EMG yapılan hastalardan 7'sinde (%87.5) polinöropati vardı. KTS tespit edilen hastaların 7'si kadındı. Çalışmamızdaki diyabetlilerde saptanan semptomatik KTS sıklığı literatürle uyumlu bulundu. Ayrıca KTS'nun kadınlarda daha sık görüldüğü ve diyabet süresi ile ilişkili olduğu tespit edildi. |
| 7. | SERT VE SIKI YAPIŞIK MEMBRANLI DİYABETİK PROLİFERASYONLARDA ANATOMİK VE GÖRSEL PROGNOZ YÖNÜNDEN VİTREKTOMİ TEKNİĞİNİN ÖNEMİ THE IMPORTANCE OF VITRECTOMY TECHNIQUE CHOSEN IN DIABETIC RETINOPATHY CASES WITH HARD AND FIRMLY ATTACHED MEMBRANES REGARDING ANATOMICAL AND VISUAL PROGNOSIS Pınar Varcan, Yusuf Özertürk, Arif Koytak, Ş Pınar Eker, Sevilay BıçakçıSayfalar 90 - 92 Bu çalışma, sert ve sıkı yapışık membranlı proliferatif diyabetik retinopatide anatomik ve görsel prognoz yönünden vitrektomi tekniği seçiminin öneminin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Nisan 2001-Ocak 2003 tarihleri arasında kliniğimizde öpere edilen 12'si tip l, 23'ü tip 2 diyabetli yaş ortalaması 56.2 (36-77) olan 35 hastanın (20 kadın, 15 erkek) 37 gözü çalışmaya dahil edildi. Retina yüzeyini bir tabaka halinde örten membranlarda klasik pars plana vitrektomi (PPV) yapıldıktan sonra; retinaya sıkı yapışık yerleri bir sap şeklinde olan membranlar retinal spatula yardımıyla delamine edilip horizontal makasla kesilerek çıkartıldı. Retinaya birden fazla sapla veya bütün yüzeyi boyunca sıkı yapışık membranlar hızlı kesici prob (1500/dk/kesme) yardımıyla azami tıraşlama yapıldıktan sonra kalan kısmı çıkartılmadan bırakıldı. Bırakılan membranların etrafına yoğun endolazer fotokoagülasyon uygulandı. Hastalar ortalama 12,6 (6-20) ay takip edildi. Proliferatif diyabetik retinopatide, retinaya sıkı yapışık sert membranlarda, membranları intravıtreal penslerle ve total olarak çıkartmaya çalışmamak, daha ziyade intravitreal spatula, intravitreal makas ve hızlı kesici vitrektomi gibi aletlerin kullanılmasının ve silikon yağı verilmesinin anatomik ve görme prognozunu olumlu yönde etkilediğini düşünmekteyiz. |
| 8. | KLİNİĞİMİZDE KARACİĞER HİDATİK KİST HASTALIĞINDA RADİKAL CERRAHİ GİRİŞİMLERİMİZ RADICAL SURGICAL OPERATIONS FOR LIVER HYDATID DISEASE IN OUR CLINIC Barış Tuzun, Murat Çağ, Nimet Süslü, Feyyaz Onuray, Cem Gezen, Levent Kaptanoğlu, Selahattin Vural, Orhan ŞadSayfalar 93 - 97 Bu çalışmada kliniğimizde Ocak 2000-Mayıs 2004 tarihleri arasında, radikal yöntemler ile ameliyat edilen olgular geriye dönük olarak değerlendirildi. Karaciğer hidatik kisti nedeni ile 44 olguya cerrahi tedavi uygulandı. Bu olgulardan 30'una(%68,l) parsiyel kistektomi, 14'üne (%31,8) ise radikal cerrahi girişimler uygulandı. Radikal cerrahi girişim uygulanan olguların yaş ortalamaları 41,3±23,7 yıl ve erkek/kadın oranı: 6/8 olarak hesaplandı. Bu 14 olguda bulunan 17 kist çıkarıldı. On dört (%82,3) olguya perikistektomi, 2 (%11,7) olguya sol lateral segmentektomi ve l (%5,8) olguya ise segment 6 rezeksiyonu uygulandı. Operasyon süresi ortalama 132,1±47,9 dakika olarak bulundu. Ameliyat sonrasında ortalama yatış süresi 5,5±1,5 gündü. Tüm olgular değerlendirildiğinde morbidite %14,2 olarak hesaplandı. Mortalite gelişmedi ve safra fistülü görülmedi. Rekürrense rastlanmadı. İyi seçilmiş olgularda radikal hidatik kist ameliyatları güvenilirdir. Kliniğimizde son yıllarda daha fazla başvurulan bu yöntemlerin daha az safra fistülü gelişmesi, daha az morbiditeleri olması, albendazol kullanımına gerek duyulmaması, skolisidal ajanlara ihtiyaç duyulmaması ve karın boşluğuna kontaminasyon riskinin olmaması gibi avantajları vardır. |
| OLGU SUNUMU | |
| 9. | SPONTAN İNTRAKRANYAL HİPOTANSİYON: OLGU SUNUMU SPONTANEOUS INTRACRANIAL HYPOTENSION: CASE REPORT Murat Örten, Himmet Dereci, Orhan Yağız, Çimen Kalender, İlkay Yıldırım, Aysel TekesinSayfalar 98 - 99 Spontan intrakranyal hipotansiyon düşük beyin omurilik sıvısı basıncı ve buna bağlı oluşan ortostatik baş ağrısı ile karakterizedir. Biyolojisinden meningeal beyin omurilik sıvısı kaçakları sorumlu tutulmaktadır. Kranyal manyetik rezonans görüntülemede diffüz pakimeningeal gadolinyum tutulması olan nadir görülen bir sendromdur. |
| 10. | EPİDURAL ANESTEZİ SIRASINDA OLUŞAN HORNER SENDROMU HORNER'S SYNDROME DURING EPIDURAL ANESTHESIA Hakan Erkal, Yaman Özyurt, Zuhal ArıkanSayfalar 100 - 101 Epidural anestezi sırasında gelişen Horner Sendromu, yüksek seviyeye yayılan epidural bloğun ilk bulgusu olabilen, ancak geriye dönüşümlü bir komplikasyondur. Bu çalışmada, ortopedik cerrahi girişim nedeniyle epidural anestezi uygulanan 64 yaşındaki erkek olguda Horner Sendromu gelişmesini sunduk. Ayrıca, Horner Sendromu'nun gelişmesinden sorumlu mekanizmaları gözden geçirdik. |
| 11. | MONZİGOTİK İKİZLERDE EŞ ZAMANLI RENAL KOLİK: OLGU SUNUMU SIMULTANEOUS RENAL COLIC IN MONOZYGOTIC TWINS: CASE REPORT Cemal Göktaş, Önder Cangüven, Erkan Hirik, Selami AlbayrakSayfa 102 Monozigotik ikizler tek döllenmiş yumurtanın ikiye bölünmesi ile oluşur, benzer genler taşır. Literatürde monozigotik ikizlerde eş zamanlı başlayan birçok hastalık bulunmaktadır. Bu olguda monozigotik ikizlerde eş zamanlı başlayan renal kolik semptomları bulunmuştur. Bu şaşırtıcı olguyu tartışmak istiyoruz. |
| 12. | Memede nüks malign filloides tümör tanılı hasta ve radyoterapi: Olgu sunumu Recurrent malign cystosarkoma phylloides and radiotherapy: Case report Alpaslan Mayadağlı, Özgür Ozan Şeşeoğulları, Hüseyin Tepetam, Zerrin Özgen, Kimia Çepni, M. Levi AkınSayfalar 103 - 104 Sistosarkoma filloides memenin yaygın olmayan bir tümörüdür. Tümör histopatolojik olarak fibroadenom ile benzerlik göstermektedir. Filloides tümöründe cerrahi sonrası lokal nüks olasılığı yüksektir. Tümörün büyüklüğü ve cerrahi sınırın pozitif olması filloides tümörünün doğal seyrinde nüks açısından yüksek risk göstergesidir. Radyoterapi seçilmiş vakalarda endikedir. |
| 13. | ATEŞ YİYENLERİN PNÖMONİSİ: OLGU SUNUMU FIRE-EATER'S PNEUMONIA: CASE REPORT Elif Torun, Benan Çağlayan, Nagihan Durmuş, Ayşegül Eren, İpek Erdem, Ülkü Aka Aktürk, Gülsen SaraçSayfalar 105 - 107 Ateş yiyenlerin pnömonisi hidrokarbon ürünlerinin aspirasyonuna bağlı olarak gelişen, nadir görülen akut bir pnömoni tablosudur. Nefes darlığı, öksürük, hemoptizi, göğüs ağrısı, ateş, akciğer konsolidasyonları ve ardından lezyonların pnömotoseller oluşturarak kaviteleşmesi ile karakterizedir. Akut psödoenfeksiyöz bir durum olarak açıklansa da süperenfeksiyonlar eşlik edebilmektedir. Tedavide kortikosteroid ve antibiyotikler kullanılır. Bu olgu sunumunda gaz aspirasyonu sonrası ateş yiyenlerin pnömonisi gelişen 23 yaşında bir erkek hasta sunulmuştur. |
| 14. | HEMOLİTİK ÜREMİK SENDROM: 4 OLGU SUNUMU HEMOLYTIC UREMIC SYNDROME: 4 CASES REPORT Öznur Kılıç, Turgut Ağzıkuru, Serdar Cömert, Neslihan Çiçek, Ayça Vitrinel, Yasemin AkınSayfalar 108 - 110 Hemolitik üremik sendrom (HÜS) süt çocuklarında akut böbrek yetmezliğinin en sık nedeni olup mikroanjiyopatik hemolitik anemi, trombositopeni ve akut nefropatiyle karakterize bir hastalıktır. Yeni geçirilmiş diare veya üst solunum yolu enfeksiyonu olan hastalarda azotemi, ateş ve hematolojik anormallikler varsa mutlaka HÜS akla gelmelidir. Hipertansiyonun agresif tedavisi, uygun elektrolit ve sıvı tedavisi, erken diyaliz ve nütrisyonel destek mortaliteyi önler. Biz bu olgu sunumunda HÜS tanısı alan ve farklı şekillerde sonuçlanan 4 olguyu sunarak, süt çocukluğu döneminde akut böbrek yetmezliğinin önemli bir nedeni olan HÜS'e dikkat çekmeyi amaçladık. |
| 15. | NPS-1 TİPİ BROCQ'UN EPİDERMOLİTİK HİPERKERATOZU: OLGU SUNUMU EPIDERMOLYTIC HYPERKERATOSIS OF BROCQ SUBTYPE NPS-1: CASE REPORT Özer Arıcan, Harun Çıralık, Sezai Şaşmaz, Mesut GaripardıçSayfalar 111 - 114 İktiyozis kelimesi Yunanca balık anlamına gelen "ichthys" kelimesinden türemiş olup, genel olarak aşırı skuamlı bir grup hastalığı tarif etmek için kullanılmaktadır. Bu grupta yer alan ve nadir olarak 200000-300000'de bir gözlenen Brocq'un epidermolitik hiperkeratozunun otozomal dominant geçişli olduğu düşünülmekle beraber çoğu olgu sporadiktir. Keratin 1 ve 10'da mutasyon tespit edilmiştir. Doğumda büyük büller gözlenen hastalıkta daha sonraları balık pulu görünümü yerleşmektedir. Benzer histopatolojik bulgulara rağmen değişik klinik özellikler taşıyan 6 alt tipi tanımlanmıştır. Burada, nadir görülmesi nedeniyle 5 yaşındaki bir kız çocuğunda Brocq'un epidermolitik hiperkeratozu (alt tip NPS-1) sunulmuş, hastalığın etyopatogenezi, klinik bulguları ve tedavisinden söz edilerek kısaca ayırıcı tanısı vurgulanmıştır. Hastaların dış görünümleri ile birlikte psikolojilerini ve sosyal yaşamlarını etkileyen bu tür hastalıklara biz hekimlerin daha çok eğilmesi ve tedavisine multidisipliner olarak yaklaşılması gerektiğini düşünmekteyiz. Şüphesiz ülkemizde sık ihmal edilen genetik danışmanlık da bu ailelere verilmelidir. |
| 16. | MİYASTENİK KRİZ VE YOĞUN BAKIM: OLGU SUNUMU MYASTHENIC CRISIS AND INTENSIVE CARE UNIT: CASE REPORT Banu Çevik, Elif Bombacı, Ayşegül Çizen, Tülin Yollu Atakan, Ayşenur Boztepe, Serhan ÇolakoğluSayfalar 115 - 117 Miyastenia gravis sinir-kas kavşağında iletim defekti sonucu ortaya çıkan ve kuvvet azlığı ile seyreden otoimmun bir hastalıktır. Miyastenik kriz, hastaların yaklaşık %15-20'sinde karşılaşılan, solunum yetmezliği ile seyreden ve mekanik ventilasyon gerektiren hayati bir durumdur. Tedavi hem sinir-kas bileşkesi hem de immün sisteme yönelik olmalıdır. Mekanik ventilasyon ve immunoterapilerin yaygın kullanımı miyastenik krizin prognozunu değiştirebilir. Nöroloji kliniğinde takip edilmekte olan ve solunum sıkıntısı gelişmesi üzerine yoğun bakıma alınıp mekanik ventilasyon uygulanan, immunoterapi ile olumlu sonuçlar aldığımız iki olgu nedeniyle miyastenik krizi ve tedavisini tartışmak istedik. |
| 17. | BATIN DUVARINDA HETEROTOPİK OSSİFİKASYON: OLGU SUNUMU HETEROTOPIC OSSIFICATION UNDER ABDOMINAL WALL: CASE REPORT F Cem Gezen, Selahattin Vural, Mustafa Öncel, Feyyaz Onuray, Cengiz Menteş, Sevinç Keser, Ali Alıcı, H Tarık Kırat, Engin BaştürkSayfalar 118 - 119 Laparotomi sırasında kemik dokunun insizyon skarına ekimi ile gelişen heterotopik ossifikasyon laparotominin nadir komplikasyonlarındandır. Semptomatik olan hastalarda kitlenin eksizyonu önerilmektedir. Bu yazıda 12 ay önce akut pankreatit nedeniyle göbek üstü orta hat insizyonuyla öpere edilen 69 yaşında bir erkek hasta prezente edilmektedir. Hastanın ağrıları nedeniyle yapılan ultrasonografisinde insizyonel herni izlenmesi sonrasında herni tamiri amacıyla öpere edilmiş, ancak peroperatuar 10x4x2 cm boyutlarında kemik yapısıyla karşılaşılmış ve total eksizyon uygulanmıştır. Patolojik incelemesinde kitlenin heterotopik ossifikasyon olduğu izlenmiştir. Bu olgu ile insizyonların seyrek görülen bu ilginç komplikasyonunun tanı ve tedavisindeki ayrıntıların incelenmesi amaçlanmıştır. |
| DERLEME | |
| 18. | ORTOPEDİK CERRAHLARIN PRİMER HİPERPARATİROİDİZM HAKKINDA BİLMESİ GEREKENLER Önder Ofluoğlu, H Yener Erken, Ender SarıogluSayfalar 120 - 123 Makale Özeti | |
| 19. | NONKARDİYAK HASTANIN PREOPERATİF DEĞERLENDİRİLMESİ Ahmet Akın, Özgür Keşkek, Hasan Kılıç, Rahmi IrmakSayfalar 124 - 127 Makale Özeti | |
| 20. | TORAKS RADYOTERAPİSİ SONRASINDA GELİŞEBİLEN ENDER BİR KOMPLİKASYON: BRONŞİOLİTİS OBLİTERANS ORGANİZE PNÖMONİ Altay Martı, Alpaslan MayadağlıSayfalar 128 - 131 Makale Özeti | |