ISSN: 2587-0998  |  e-ISSN: 2587-1404

SOUTHERN CLINICS OF ISTANBUL EURASIA - South Clin Ist Euras: 13 (2)
Cilt: 13  Sayı: 2 - 2002
ARAŞTIRMA MAKALESI
1. 
HAVA KİRLİLİĞİNİN SİVAS GÖĞÜS HASTALIKLARI HASTANESİNE YATIŞLAR ÜZERİNE ETKİSİ
EFFECT OF AMBIENT AIR POLLUTION ON HOSPITAL ADMISSIONS IN SIVAS RESPIRATORY DISEASE HOSPITAL
Yener Koç, Naim Karagöz, Amine Söylemez Seven
Sayfalar 75 - 78
Hava kirliliğinin yoğun olduğu Sivas il merkezinde, günlük hava kirliliği düzeyleri ile Sivas Göğüs Hastalıkları Hastanesi (SGHH)'ne yatan tüm hastaların kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve astım bronşiale tanısı ile yatan hastalar arasında ilişkinin olup olmadığı araştırıldı. Araştırma 1 Ekim 1998-30 Eylül 2000 tarihleri arasında SGHH'ne yatan tüm hasta kayıtlarının geriye dönük incelenmesi ile yapıldı. Sivas Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Laboratuvarı Hava Kirliliği Ölçüm Birimi'nin arşivlerinden aynı döneme ait günlük ölçümlerden kükürt dioksit-total asılı partikül (SO2-TAP) değerleri çıkarıldı. Veriler SPSS istatistik programı kullanılarak regresyon korelasyon analizi yapıldı. Araştırmada günlük SO2 değerleri ile aynı zaman diliminde hastaneye yatan tüm hastalar, astım bronşiale ve KOAH tanılı hastalar arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı tespit edildi. Günlük TAP değerleri ile aynı zaman diliminde, hastanemize belediye sınırları içinde ikamet ederken yatan KOAH tanılı hastalar arasında ise anlamlı bir ilişki olduğu tespit edildi (r= 0.5, p= 0.013). Çalışmamız ışığında; TAP artışı ile KOAH tanılı hastalarda alevlenmeler olmakta ve hastaneye yatış oranları artmaktadır.

2. 
Rektum kanseri tedavisinde son altı yıllık tecrübemiz
Our six-year experience in the treatment of rectal cancer
Necmi Kurt, Selçuk Gülmez, Oğuzhan A. Torlak, Mustafa Öncel, Metin Kement, Cengiz Gemici, Taflan Salepçi
Sayfalar 79 - 82
AMAÇ: Rektum kanseri tedavisi multidisipliner yaklaşım gerektirir.
YÖNTEMLER: 1996-2001 tarihleri arasında Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi, Radyasyon ve Tıbbi Onkoloji Servisleri'nce takip ve tedavisi yapılan 116 hasta dosya tarama yöntemiyle ve telefonla diyalog kurarak retrospektif olarak incelendi.
BULGULAR: Hastaların demografik özellikleri literatürle uyumluydu. Ancak 40 yaş altı hastalarımız daha fazlaydı. Tümörler genellikle son 6 cm'de yer almış adenokarsinomalardı. Erken evre hastalar literatüre göre daha azdı. Hastaların 103'ü öpere edildi. En sık uygulanan operasyon abdomino-perineal rezeksiyondu (%59.2). Serimizde sfinkter koruyucu operasyonlar tüm olguların %40'ından azdı. Yeterli kemoterapi ve neo-adjuvan radyoterapi uygulanan hasta oranı düşüktü.
SONUÇ: Hastalarımızdaki 5 yıllık sağkalım oranları irdelendi: Dukes A'da yeterli hasta sayımız yoktu, Dukes B'de, C'de ve D'de ise %38.7, %41.0 ve %0'dı. Bu oranlar literatür ile kıyaslandığında belirgin olarak kötü idi.

3. 
Multiple myelom tanısı ile takip ve tedavisi düzenlenen olguların klinik ve patolojik durumlarının retrospektif analizi
Retrospective analysis of the clinical and pathological states of multiple myeloma patients
Özlem Nuray Türe, Taflan Salepçi, Haluk Sargın, Yener Koç, Ali Yayla
Sayfalar 83 - 86
AMAÇ: Çalışmanın amacı hastanemiz 1. İç Hastalıkları Kliniği'nce takip edilen multiple myelom tanısı almış hastaların klinik ve patolojik görünümlerini değerlendirmek ve tedavinin sonuçlarını belirlemekti.
YÖNTEMLER: 1996-2002 yılları arasında SWOG kriterlerine göre multiple myelom tanısı almış 21 hasta retrospektif olarak analiz edildi. SWOG kriterleri; kemik iliği plazmasitozisi, serum veya idrarda monoklonal gammapati, kemik lezyonlarının radyolojik olarak gösterilmesi ve plazmasitomun doku biyopsisinde gösterilmesiydi. Hastaların 8'i kadın, 13'ü erkekti. Yaşları 47 ile 75 arasında, ortalama 63,7±7 yıl idi. Başvuru sırasında hastaların performanslarını değerlendirmek için Karnofsky performans skalası kullanıldı.
BULGULAR: Genel olarak hastaların performansları orta (%60) idi. En yaygın başvuru nedenleri yorgunluk, halsizlik %48, sırt ağrısı %60 ve bel ağrısı %55 idi. Fizik muayene, laboratuar görünümleri ve radyolojik tetkikler sonucunda solukluk %43, ciddi anemi (Hb<8,5 gr) %33, kreatinin yüksekliği (Cr>2,0 mg/dl) %14, ürik asit yüksekliği (>8 mg/dl) %5, globulin yüksekliği (>4,5 gr/dl) %52,3, albumin düşüklüğü (3 gr/dl) %33 olarak bulundu. Serum kalsiyum düzeyi >12 mg/dl olan hasta yoktu. Kemikte litik lezyon 12 hastada saptandı. IgG proteini en yaygın görülen M protein tipiydi. İki olgu nonsekretuar multiple myelom tanısı aldı. Tanı anında hastaların 4'ü (%19) Evre IA, 11'i (%52,7) Evre IIA, 1'i (%4,7) Evre IIB, 3'ü (%14,2) Evre IIIA, 2'si (%10) Evre IIIB idi. 16 (%76) hastaya VAD tedavisi (Vincristin 0,4 mg/gün l, 2, 3, 4. günler iv. sürekli infüzyon, Doxorubucin 9 mg/m2/gün 1,2, 3, 4. günler iv. sürekli infüzyon, Dexamethasone 40 mg/gün l, 2, 3, 4, 9, 10, 11, 12, 17, 18, 19, 20. günler) uygulandı. Bu tedavi 28 günde bir tekrarlandı. Sekiz (%38) hastaya Melphalan+Prednisolone=MP (Melphalan 6 mg/m2/gün, Prednisolone 75 mg/gün 4 gün boyunca) uygulandı. Tedavi 4 haftada bir tekrarlandı. Üç (%14) hastaya önce MP tedavisi uygulandı. Progresyon görülünce VAD tedavisi verildi. On (%48) hastaya kemikteki litik lezyonlar veya spinal kord basısı nedeniyle kemoterapi ile birlikte radyoterapi uygulandı. Hiperkalsemi ve patolojik kırıklardan sakınmak için pamidronat kullanıldı. Hastaların hiçbirinde hiperkalsemi ve kırık görülmedi. Bir hastada adriamisinin kardiyotoksik doza ulaşması nedeniyle MP tedavisine geçildi. Bir hastada ise pulmoner emboli geçirmiş olması nedeniyle VAD protokolü uygulanamadı. Tam remisyon iki (%10) olguda, kısmi remisyon 6(%29) hastada gerçekleşti. Yedi (%33) hasta tedaviye refrakterdi. Bir hasta 1. kür MP tedavisinden sonra hastalıktan bağımsız (kardiak) nedenle kaybedildi. Diğer hastaların tedavisi halen devam etmektedir. Tedavinin en yaygın komplikasyonu kemik iliği supresyonu 4(%19) ve bulantı, kusma 3(%14) idi. Bir hasta akut böbrek yetmezliği nedeniyle kaybedildi. Yaşam süreleri 10 ile 54 ay arasında, ortalama 27,6±4,2 ay idi. Multiple myelom tanısı almış hastalar orta ve ileri yaş grubunda idi. Tanı anında genellikle performansları orta, tedaviye yanıtları 2 hasta dışında iyi idi. Hastalar ilaçlar kesildikten sonra ortalama 6 ay remisyonda kaldılar. Sonra progresyon gösterdiler.
SONUÇ: Hastanemiz l. İç Hastalıkları Kliniği'nde takip edilen multiple myelom olgularının tedaviye yanıtlarının diğer multiple myelom olgu serileri ile benzer olduğu görüldü. Hiperkalsemi ve litik kemik lezyonlarına bağlı kırık profilaksisinde pamidronat gibi disfosfonatların kullanımının faydalı olduğu düşünüldü.

4. 
ERİŞKİNLERDE SEBOREİK DERMATİTTE ORAL TERBİNAFİN TEDAVİSİ
ORAL TERBINAFINE FOR THE TREATMENT OF SEBORRHEIC DERMATITIS IN ADULTS
Özer Arıcan, Tevhide Bozkaya
Sayfalar 87 - 90
Seboreik dermatit, nükslerle seyreden kronik bir tablodur. Halen etkili tedavi araştırmaları devam etmektedir. Etyopatogenezinde Pityrosporum ovale'nin de etken olabileceği çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir. Bu çalışmada antifungal bir ajan olan terbinafinin oral kullanımının seboreik dermatitte etkinliği araştırılmıştır. Klinik olarak seboreik dermatit tanısı konulan hastalarda, hastalıklı bölgeler kaşıntı, eriteni ve skuam açısından 0-3 arasında skorlandı. Hastalara başka lokal ya da sistemik bir ilaç kullanmamak kaydı ile günde tek doz 250 mg terbinafın oral olarak 4 hafta süre ile verildi. Tedavi bitiminde ve tedavi başlangıcına göre 12. haftada aynı skorlama tekrar yapılarak Wilcoxon-esjendirilmis örnek testi ile sonuçlar değerlendirildi. Çalışmaya katılan yazılı onayı alınmış 91 hastadan 19'u çeşitli nedenlerden çalışmayı bıraktığından kapsam dışı tutuldu. Çalışma 43(%59.7)'ü kadın, 29(%40.3)'u erkek olmak üzere 72 hasta ile yapıldı. Dört haftalık tedavi sonunda 29(%40.28) hastanın skoru azalmış olup bunlardan 25(%34.72)'i zayıf cevap vermişti. Skorlar arası fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0.05). Onikinci haftanın sonunda ise 10 hastada reaktivasyon gözlendi. Oral terbinafin seboreik dermatitte zayıf derecede etkin bulunduğundan tek başına olayı kontrol altına alacak gibi görünmemektedir. Çalışmalar kontrollü gruplarla yürütülmelidir. Bu arada oral terbinafinin diğer tedavi seçenekleri ile birlikte kombine kullanılmasının özellikle şiddetli seboreik dermatitli olgularda yararlı olabileceği inancındayız.

5. 
ÇOCUKLUK ÇAĞI TRAKEOBRONŞİAL YABANCI CİSİM ASPİRASYONLARINDA RİJİT BRONKOSKOPİ UYGULAMALARIMIZ
THE PRACTICE OF RIGID BRONCHOSCOPE IN THE TREATMENT OF TRACHEO-BRONCHIAL FOREIGN BODY ASPIRATION IN OUR PEDIATRIC PATIENTS
Recep Demirhan, Yaman Özyurt, Hakan Erkal, Hasan Fehmi Küçük, Erhan Çıplakgil, Necmi Kurt, Zuhal Arıkan, Mustafa Gülmen
Sayfalar 91 - 93
Rijit bronkoskopi tanısal özelliklerinin yanı sıra tedavi amaçlı olarak da kullanılmaktadır. Özellikle pediatrik yaş gurubundaki yabancı cisim aspirasyonlu olgularda hem tanı koydurucu hem de tedavi edici olarak yaygın bir şekilde göğüs cerrahisi kliniklerinde kullanılmaktadır. Nisan 1998-Nisan 2002 tarihleri arasında hastanemiz acil ünitesinde 37 olguya trakeobronşial yabancı cisim aspirasyonu ön tanısıyla pediatrik rijit bronkoskopi uygulanmıştır. Otuzbir olguda yabancı cisim aspirasyonu anamnezi mevcut iken, 6 olguda antibiyotik tedavisine rağmen tekrarlayan pnömoni ve paroksismal öksürük varlığı nedeniyle yabancı cisim aspirasyonundan şüphelenilerek rijit bronkoskopi uygulanmıştır. Otuzbir olguda metal cisimler, 4 olguda gıda artıkları, 2 olguda ilaç tableti trakeobronşial sistemde obstrüksiyon oluşturan ve rijit bronkoskopi ile çıkarılan yabancı maddeler idi. Bu çalışmadaki amacımız rijit bronkoskopinin yabancı cisim öyküsü olan ve tedaviye dirençli solunum sistemi yakınmaları olan çocuklarda güvenli ve hayat kurtarıcı bir işlem olduğunu vurgulamaktır.

6. 
TEMİZ VE TEMİZ-KONTAMİNE YARA YERİ ENFEKSİYONLARINDA HAVA KAYNAKLI BAKTERİLERİN ROLÜ
THE ROLE OF AIR-BORNE BACTERIA IN SURGICAL WOUND INFECTION OF CLEAN AND CLEAN-CONTAMINATED WOUNDS
Necmi Kurt, Hasan Fehmi Küçük, Gülden Ersöz, Kasım Fincan, Özden Gül, Gürhan Çelik
Sayfalar 94 - 97
Bu çalışmada temiz ve temiz-kontamine ameliyatlardan sonra oluşan yara yeri enfeksiyon kaynağını belirlemek ve etken mikroorganizmayı ortaya koymak amaçlandı. Ameliyatlardan önce, ameliyathane havasından, ekipmandan, steril ameliyat örtülerinden, cilt insizyonu yapılacak yerden, ameliyata katılacak hemşire ve doktorların yıkandıktan sonra ellerinden ve ameliyat bitiminde cilt kapatılmadan hemen önce cilt altından sürüntü örnekleri alınarak kültür ve antibiogram yapıldı. Ameliyat sonrası hastalar 30 gün takip edildi ve yara yeri enfeksiyonu olanlardan yara yerinden kültür için örnek alınarak ameliyat öncesi alınan kültür sonuçlarıyla karşılaştırıldı. Çalışmaya alınan 100 hastadan 8'inde yara yeri enfeksiyonu gelişti. Ameliyat öncesi alınan kültürlerden 80'inde üreme oldu. Havadan alınan örneklerin 50'sinde, hava dışı örneklerin ise toplam 30'unda üreme oldu. Ameliyathane havasında üreme saptanan ve saptanmayan olguların enfeksiyon sıklığı karşılaştırıldığında havada üreme saptanan 50 hastanın 7'sinde ameliyat sonrası enfeksiyon gelişirken havada enfeksiyon saptanmayan 50 hastanın sadece 1 'inde enfeksiyon saptandı (p<0.05). Enfeksiyon gelişen 8 hastanın 6'sında yara yeri sürümüşünden yapılan kültürlerde Staphylococcus aureus üredi. En fazla enfeksiyon herniorafi yapılan hastalarda (n=4) görüldü. Temiz ve temiz-kontamine ameliyatlardan sonra oluşan cerrahi yara yeri enfeksiyonlarının en önemli sebeplerinden biri hava kaynaklı kontaminasyondur. S. aureus yara yeri enfeksiyonunda en fazla görülen mikroorganizmadır.

7. 
İSTANBUL'DA YAŞAYAN İLKOKUL ÇOCUKLARINDA ONİKOMİKOZ SIKLIĞI
THE INCIDENCE OF ONYCHOMYCOSIS IN PRIMARY SCHOOL CHILDREN IN ISTANBUL
Saniye Çınar, Şafak Bozkurt, Hülya Tufan, Gönül Ergenekon
Sayfalar 98 - 100
Onikomikoz erişkinlerde sık rastlanan bir tırnak hastalığı olmasına rağmen çocuklarda nadiren görülür. Bu çalışmada İstanbul Fındıkzade ve Mahmutbey İlköğretim Okulu'nda öğrenim gören 7-12 yaşlar arasındaki 936 (461 'ı erkek, 475'i kız) çocukta onikomikoz sıklığı araştırıldı. Tüm çocukların el ve ayak tırnakları muayene edilerek şüpheli 19 olgudan direk mantar incelemesi ve mantar kültürü yapıldı. Direk mantar incelemesinde sadece bir olguda mantar hifleri görüldü, şüpheli olguların mantar kültüründe ise hiçbir üreme saptanmadı. Direk mantar incelemesi pozitif olan 9 yaşındaki erkek olgunun klinik muayenesinde sağ ayak baş parmak tırnağında subungual hiperkeratoz, sarımsı-siyah renk değişikliği ve onikolizis mevcuttu. Bu değişiklikler iki yıl önce geçirilen bir travma sonrasında başlamıştı. Çocuklarda onikomikoz nadiren saptanmakla birlikte, hastalığın çocuklarda da görülebileceği akılda tutulmalıdır. Çünkü erken tanı ve tedavi enfeksiyon kaynağını elimine etmek ve distrofiyi önlemek açısından önemlidir.

8. 
GÖZ HASTALIKLARI POLİKLİNİĞİNE BAŞVURAN HASTALARDA PSÖDOEKSFOLİASYON (PEX) SENDROMUNUN GÖRÜLME SIKLIĞI
FREQUENCY OF PSEUDOEXFOLIATION SYNDROME (PEX-S) ADMITTED TO THE OUTPATIENT OPHTHALMOLOGY CLINIC
Ali İhsan İncesu
Sayfalar 101 - 103
Psödoeksfoliasyon sendromu (PEX-S), genellikle glokom (PEX-G) ve katarakt (PEX-C) gibi komplikasyonlarla seyreden ve güç kontrol edilebilen bir sendromdur. Yaşlılarda sık görülür ve artan yaşla görülmesi daha da sıklasın Gittikçe iyileşen yaşam koşulları ve gelişen tıbbi olanaklara bağlı olarak ortalama insan ömrünün uzaması nedeniyle, göz hekimlerinin bu sendromu daha iyi tanımaları bir zorunluluk haline gelmiştir. Altı aylık bir süre içinde göz hastalıkları polikliniğine başvuran 3200 hastanın 45'inde (%1.41) PEX teşhis edildi (24 erkek, 21 kadın) ve bunlar retrospektif olarak incelendi. Olguların 29'unda (%64.4) PEX-G, 16'sında (%35.6) PEX-C mevcuttu. Bu hastaların ortalama yaşı 73 idi (erkeklerde 73.6, kadınlarda 72.4).

9. 
PRİMER SANTRAL SİNİR SİSTEMİ LENFOMALARI: BEŞ VAKANIN RETROSPEKTİF DEĞERLENDİRİLMESİ
PRIMARY CENTRAL NERVOUS SYSTEM LYMPHOMAS: RETROSPECTIVE EVALUATION OF FIVE CASES
Murat Özışık, Taflan Salepçi, Haluk Sargın, Yener Koç, Ali Yayla
Sayfalar 104 - 106
Tüm non-Hodgkin lenfomaların %1'ini oluşturan primer santral sinir sistemi lenfomaları üzerine 5 vakalık retrospektif bir çalışma yapmayı amaçladık. 1997-2001 yılları arasında Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi I. Dahiliye Kliniği Medikal Onkoloji Polikliniği'ne primer santral sinir sistemi lenfoması patolojik tanısı konmuş tedavi amaçlı başvuran 5 hasta yaş, cinsiyet, lenfoma tipi, yerleşimi, uygulanan tedavi, tedaviye verdikleri cevap ve sağkalım açısından retrospektif olarak değerlendirildi. Çeşitli nörolojik semptomlarla ilgili kliniklere başvuran 3'ü erkek, 2'si kadın 5 hastanın yaşlan 44-65 arasında değişiyordu (ortalama yaş 55,2±9,3). Hastaların 2'si sterotaksik, 3'ü eksizyonel biyopsi ile patolojik tanılarını almışlardı. "Working Formulation"a göre 3 hasta iyi dereceli büyük hücreli immunoblastik lenfoma, 2 hasta orta dereceli büyük hücreli diffüz lenfoma tanısına sahipti. MRG bulgularına göre lezyonlar 3 hastada multipl yerleşimli, 2 hastada soliter yerleşimliydi. Hastaların tümüne kemoterapi ve radyoterapi uygulandı. Kemoterapi rejimi olarak 3 hastaya metotreksat, folinik asid, sitozin arabinozid, 2 hastaya metotreksat, folinik asid uygulandı. 2 hasta sistemik metotreksat yanında intratekal metotreksat aldı. Tüm hastalara sistemik steroid (deksametazon) verildi. 2 hastaya antikonvulzif tedavi başlandı. Tedavi sürecinde 1 hastaya beyin ödemi nedeniyle şant operasyonu düzenlendi. Bu tedavi rejimleri altında izlenen hastalarda 7-30 aylık bir sağkalım sağlandı (ortalama sağkalım 19±10,4 ay). Dört hasta kaybedildi, 1 hasta tedavisinin 15. ayında olup takipleri sürmektedir. Santral sinir sisteminin bu nadir görülen tümöründe halen belirlenebilmiş bir tedavi rejimi bulunmamaktadır. Radyoterapi, kemoterapi veya ikisinin birlikte uygulanmasının birbirine olan üstünlükleri konusunda tatminkar yayınlar yoktur. Bu şartlar altında hastalığın prognozu kötü olup ortalama sağkalım beklentisi 7-15 ay civarında kalmaktadır. Bu çalışmada da benzer sonuçlara ulaşılmıştır.

10. 
ROZASEADA AÇLIK KAN ŞEKERİ VE TİROİD HORMONLARI
FASTING BLOOD GLUCOSE AND THYROID HORMONES IN ROSACEA
Özer Arıcan, Hayal Hayırlıoğlu
Sayfalar 107 - 110
Rozasea, deri ve göz bulguları ile seyreden kronik seyirli, vasküler, inflamatuar bir dermatozdur. Hastalığın nedeni bilinmemekle birlikte etyolojide endokrin faktörler de suçlanmaktadır. Tiroid hormonlarının aşırı salgılanması ve diyabette de yüzde eritem görülebilmektedir. Bu ön çalışmada, açlık kan şekeri ve tiroid hormonlarından total T3, total T4 ve TSH seviyeleri bakılarak rozasea ile diyabetes mellitus ve tiroid fonksiyon bozukluklarının birlikte görülme oranlan araştırılmıştır. Çalışmaya alınan tanısı klinik olarak konulmuş yaşları 30-80 (ortalama: 52.4±12.04) arasında değişen 30 kişilik rozasealı hasta grubunun 19 (%63.33)'u kadın, 11 (%36.67)'i erkekti. Yaşlan 30-80 arasında (ortalama: 55.55(11.26) değişen 20 kişilik kontrol grubunun 12 (%60)'si kadın, 8(%40)'i erkekti. Hastalardan gerekli anamnez bilgileri alınmış, hastalığın süresi, lokalizasyonu ve dermatolojik bulguları kaydedilmiştir. Tüm hasta ve kontrol grubunun açlık kan şekeri, total T3, total T4 ve TSH seviyelerine sabah açlık kanında bakılmıştır. Hastalarımızın açlık kan şekeri ortalaması 112.89±33.03 mg/dl iken bu değer kontrol grubunda 96.7±10.98 mg/dl bulunmuş olup, grupların ortalama değerleri arasında istatistiksel anlamda bir fark mevcuttu (p=0.017). Çalışma grubunun 12 (%40)'sinde, kontrol grubunun da 1 (%5)'inde diyabet bulundu. Bu fark da istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0.005). Tiroid hormon değerleri açısından ise gruplar arasında anlamlı bir fark yoktu. Rozasea ile tiroid bozuklukları arasında bir ilişki bulunamamıştır. Ancak hastalığın diyabetle ilişkisi daha geniş ve kapsamlı çalışmalarla araştırılmaya devam edilmelidir düşüncesindeyiz.

OLGU SUNUMU
11. 
VİTİLİGO VE PSORİAZİS BİRLİKTELİĞİ: OLGU SUNUMU
PSORIASIS IN A PATIENT WITH CONCOMITANT VITILIGO: CASE REPORT
Özer Arıcan, Zeynep Algün
Sayfalar 111 - 114
Vitiligo, tüm dünyada sık rastlanan, edinsel ya da kalıtsal olabilen, her yaş grubunu ve cinsiyeti etkileyen progresif bir pigment bozukluğu hastalığıdır. Klinik olarak, keskin sınırlı, değişik çap ve lokalizasyonlarda, süt beyazı renginde, genellikle simetrik makullerle karakterizedir. Psoriazis de sık rastlanan, her yaşı etkileyebilen, cinsiyet farkı gözetmeyen, kronik seyirli cilt hastalıklarından biri olup çeşitli boyutlarda üzeri sedefi skuamla kaplı, zemini eritemli keskin sınırlı papül ve plaklarla karakterizedir. Hayat boyu iyileşme ve nükslerle seyreder. İmmünolojik fenomenlerin karşılaştırılması vitiligo ile psoriazis arasındaki ilişkiye destek olabilecek niteliktedir. Bu çalışmada 10 yaşında psoriazisi, 5 yıl sonra da vitiligosu başlayan 22 yaşındaki bir erkek hastada vitiligo-psoriazis birlikteliği sunulmuş ve literatür eşliğinde olgu tartışılmıştır.

12. 
BİR PARAGANGLİOMA OLGUSU
A PARAGANGLIOMA CASE
Turgay Erginel, Taflan Salepçi, Hakan Acar, Ayhan Erdemir, Sevinç Keser, Ergin Olcay
Sayfalar 115 - 117
Paraganglioma, sempatik veya parasempatik sinir sistemi ile ilişkili nöroendokrin hücrelerden kaynaklanan tümörlere verilen genel isimdir. Sürrenal medullasından kaynaklanırlarsa feokromositoma adını alırlar. Sürrenal dışı paragangliomalar ise insidansı %0,01 -0.1 arasında değişen oldukça nadir görülen tümörlerdir. Bu çalışmada retroperitonda periaortik yerleşimli 13cm çapında paraganlioma tesbit edilen 37 yaşındaki erkek hastanın tanısı, tedavisi ve prognozu literatür eşliğinde tartışılmıştır.

13. 
DİRSEK ÜSTÜ SUBTOTAL AMPUTE KOLDA REVASKÜLARİZASYONDAN SONRA FONKSİYONEL KAPASİTENİN ARTTIRILMASI: OLGU SUNUMU
THE METHODS FOR IMPROVING FUNCTIONAL CAPACITY OF A REVASCULARIZED UPPER EXTREMITY AFTER ABOVE-ELBOW SUBTOTAL AMPUTATION: CASE REPORT
Fatih Parmaksızoğlu
Sayfalar 118 - 119
Revaskülarize edilmiş dirseküstü subtotal ampule bir kolda ameliyat teknikleri ile bunların sırası prezante edilmektedir. Onbeş yaşında erkek hasta humerusta kırık, brakial arterde kontüzyon, median ve ulnar sinirlerde traksiyon travması, radial sinirde tam avülziyon, kolun dirseküstü bölümünde ileri derecede kontüzyon ile müracaat etti. Acilen ameliyata alınan hastada önce kemik tespiti yapıldı. Arterin tromboze kısmı rezeke edilerek uç uca anastomoz uygulandı. Tüm beslenmesi kritik dokular rezeke edilerek geniş bir debridman tatbik edildi. Kemikteki kırığın ve cilde ait lezyonların iyileşmesinden sonra dirsek fonksiyonunun restorasyonu için nörovasküler pediküllü latismus dorsi transferi yapıldı. Üçüncü ameliyat olarak radial felcin tedavisi için üçlü tendon transferi uygulandı. Tedavi tamamlandığında dirsekte 4/5 kuvvetinde tam fleksiyon, -30° ekstansiyon, parmaklarda ve el bileğinde tam ekstansiyon elde edildi. Sonuç olarak; üst ekstremitenin replantasyon ve revaskülarizasyonundan sonra oluşan anatomik ve fonksiyonel defisitlerin latismus dorsi ve tendon transferleri ile giderilebileceği söylenebilir.

14. 
SAĞ ORTA SEREBRAL ARTER ENFARKTINA BAĞLI GELİŞEN ÇAPRAZ AFAZİ OLGUSU
A CASE OF CROSSED APHASIA DUE TO RIGHT MIDDLE CEREBRAL ARTERY INFARCTION
Recep Alp, Ülkü Türk Boru, Abdulkadir Koçer, Selen İlhan
Sayfalar 120 - 121
Yetmiş yaşında kadın hasta bilinç kaybı ve sol tarafını tutamama şikayetleri ile acil polikliniğimize başvurdu. Kranial MRG incelemesinde sağ lentiform nükleusu tamamen, kaudat nükleusun başını, kapsula interna arka bacağını ve sağ insuler korteksi tutan geniş enfarkt alanı mevcuttu. Görüntüleme sonrası elde edilen bulgular ve klinik tablo literatürle uyumlu olarak çapraz afazi tanısını desteklemekteydi. Sol hemiplejiye bağlı afazi tablosu nadir olması nedeniyle bu olgu takdim edilmiştir.

15. 
KRONİK BÖBREK YETMEZLİKLİ HASTADA SAĞ AKCİĞER LOBEKTOMİ OPERASYONUNDA ANESTEZİ YÖNTEMİ
ANESTHETIC MANAGEMENT FOR PULMONARY LOBECTOMY IN A PATIENT WITH CHRONIC RENAL FAILURE
Ayşenur Boztepe, Tamer Kuzucuoğlu, Recep Demirhan, Yaman Özyurt, Selda Gül, Zuhal Arıkan
Sayfalar 122 - 124
Kronik böbrek yetmezlikli hastalarda torakotomi operasyonları, mevcut metabolik asidoz ve anemi nedeniyle büyük risk taşımaktadır. Bu hastalarda operasyon için tek akciğer ventilasyonu (TAV) gerektiğinden, oluşabilecek şant artışı ve hipoksiye karşı uyanık olunmalıdır. Ameliyat sırasında kan gazlan, kan üre ve kreatinin değerleri takip edilmeli, sıvı transfüzyonu ve idrar çıkışı dikkatle izlenmelidir. Bu hasta grubunda anestezi yöntemi özellik taşıdığından böyle bir vakanın sunulması amaçlanmıştır.

16. 
İMMÜN TROMBOSİTOPENİK PURPURA: OLGU SUNUMU
IMMUNE THROMBOCYTOPENIC PURPURA: CASE REPORT
Mesut Şeker, Yener Koç, Şenol Güler, Haluk Sargın, Ömer Seven, Murat Özışık, Mustafa Tekçe, Taflan Salepçi, Ali Yayla
Sayfalar 125 - 128
Onaltı yaşındaki kadın hasta halsizlik, solukluk, bayılma, aşın adet kanaması ve dişeti kanaması nedeniyle acil servise başvurdu. Yapılan fizik muayenede solukluk, bacaklarda yaygın peteşiler ve purpuralar, dişeti kanaması, tüm kalp odaklarında 2/6 sistolik üfürüm tesbit edildi. Laboratuar bulgularında Hb: 6.5 mm/It, Htc: %26, WBC: 8.500/mm3, MCV: 74 fl, trombosit: 15.000/mm3 idi. Hastanın anamnezinden 3 yıl önce benzer yakınmalarla çocuk hastalıkları kliniğinde yattığı, immün trombositopenik purpura (ITP) tanısı konduğu, 2 ay süreyle 1 mg/kg dozunda steroid tedavisi görerek klinik bulgular ve trombosit sayısının normale döndüğü öğrenildi. Hasta demir eksikliği anemisi, kronik relaps ITP kabul edildi ve 1 mgAg/gün dozunda steroid tedavisi başlandı. Onbeş gün süreyle verilen bu tedaviye yanıt alınamaması üzerine hastaya üç gün boyunca 1gr/gün "pulse" steroid verildi fakat yine yanıt alınamadı. Trombosit sayısının 5000/mm3'e düşmesi, yaygın peteşial ve purpurik lezyonlar olması üzerine hastaya trombosit transfüzyomı ve 0.4g/kg/gün dozunda beş gün süreyle intravenöz gamaglobulin (IVIG) verildi. IV1G tedavisinin ikinci gününde trombosit sayısı 150000/mm3'e, beşinci gününde 350000/mm3 'e çıktı. IVIG tedavisinin onuncu günüde hastaya splenektomi uygulandı. Postoperatif dönemde klinik ve laboratuar olarak düzelen, komplikasyon gözlenmeyen hasta taburcu edildi.

17. 
AKCİĞER KANSERİNİN SÜRRENAL METASTAZI: OLGU SUNUMU
ADRENAL METASTASIS OF LUNG CARCINOMA: CASE REPORT
İrfan Sancaklı, Recep Demirhan, Turgay Erginel, Feyyaz Onuray, Gülay Dalkılıç, Sevda Özdogan, Selahattin Vural, Ergin Olcay
Sayfalar 129 - 130
Akciğer kanseri kadın ve erkeklerde rastlanan en sık ölümcül kanserdir. Akciğer kanseri, insidansının dramatik olarak artması nedeniyle bütün dünyada önemli onkolojik bir problem olarak görülmektedir. Küçük hücreli kanser dışındaki akciğer kanserlerinde, cerrahi tedavi uygulanacak ilk seçenektir. Önceki yıllarda, metastaz yapmış akciğer kanseri olgularında cerrahi eksizyonel tedavi düşünülmez ve uygulanmaz iken: son yıllarda seçilmiş olgularda iyi sonuçlar alınması bu yöndeki çalışmaları arttırmaktadır. Literatürlerde de akciğer kanseri ve soliter adrenal metastazında cerrahi tedavi ve kemoterapinin uygulanmasının sağkalım süresini arttırdığı belirtilmektedir.

18. 
DİZÖNÜ AĞRISININ NADİR NEDENLERİNDEN BİRİ: İDYOPATİK PATELLA OSTEONEKROZU
AN UNUSUAL CAUSE OF ANTERIOR KNEE PAIN: IDIOPATHIC PATELLA OSTEONECROSIS
Deniz Gülabi, Ömer Faruk Taşer, Güven Bulut, Mehmet Erdem, Bülent Kılıç
Sayfalar 131 - 133
Kırk yaşında bayan hasta. İki yıllık diz ağrısı şikayeti ile başvurdu. Anamnezi ve biyokimyasal tetkikleri normaldi. Fizik muayenesinde patella superolateral köşesi kompresyonla ağrılı bulundu. Sintigrafide "uptake" artışı, MRG'de patellada evre 4 yumuşama saptandı. Yapılan diagnostik artroskopide, patella superolateral köşede kondral yumuşama saptanıp, aynı sahadan osteokondral biyopsi alınarak dekompresyon yapıldı. Biyopsi sonucunda patellada osteonekroz saptandı. Postoperatif ikinci yıl kontrolünde şikayetleri olmayan hastanın fizik muayenesi normaldi. Patella osteonekrozu nadir bir hastalık olup, etyolojisinde daha çok travma, steroid kullanımı, alkol kullanımı, hormonal ve hematolojik hastalıklar rol alır. Nadir olarak idyopatik oluşabilir. İdyopatik patella osteonekrozu karşımıza diz ağrısıyla çıkar ve kesin tanısı kemik sintigrafisi, MRG ve histopatolojik incelemeyle konur. Dizönü ağrısıyla başvuran hastalarda patella osteonekrozu ayrıca tanıda göz önünde bulundurulmalıdır.

19. 
HİPOKALAMİK PERİYODİK PARALİZİ VE HİPERTİROİDİ: OLGU SUNUMU
HYPOKALEMIC PERIODIC PARALYSIS AND HYPERTHYROIDISM: CASE REPORT
Gürkan Günel, Murat Çabalar, Müjdat Batur Canöz, Hüsniye Aslan, Orhan Yağız, Şirin Saçak, Savaş Tuna
Sayfalar 134 - 136
Periyodik paralizi (PP), otozomal dominant olarak kalıtsallık gösteren, geçici serum potasyum düzeyi değişiklikleri ve birlikte şiddetli paralizi atakları ile seyreden klinik bir durumdur. Bu epizodik PP'ler hipokalemik, hiperkalemik ve normokalemik olabilir. Hipokalemik PP nedenleri arasında hipertiroidi nadir olarak görülür. Otuzüç yaşındaki erkek hasta 5 ay içerisinde 6 kez bol karbonhidratlı ağır bir yemeği takiben sabahları kol ve bacaklarında kuvvet kaybı şikayeti ile başvurduğu hastanede yapılan tetkiklerinde serum potasyum (K ) düzeyi 3.4 mmol, elektrokardiyografi (EKG)'de ST depresyonu ve QT intervalinde uzama saptanarak ileri tetkik ve tedavi için hastanemize sevk edilmiş. Nörolojik muayenesinde patolojik bulgu saptanmadı. Laboratuar tetkiklerinde serum K+ düzeyi 5.25 mmol, T4 (tiroksin) 15.9 ug/dl, T3 (triiyodotirozin) 4.16 ng/ml, TSH (tiroid sitümüle edici hormon) ölçülemeyecek kadar düşük bulundu. Tiroid ultrasonografi (USG)'sinde sol lobu tümüyle tutan 44x25 mm boyutlarında düzgün sınırlı, yer yer kistik dejenerasyon gösteren solid nodul izlendi. Tiroid sintigrafisinde ise sol lob ve isthmusta aktiviteyi belirgince tutmuş, hiperaktif adenom içeren tiroid bezi görüldü. Tedavi olarak propiltiyourasil 400 mg/gün ve propranolol 80 mg/gün başlandı. Operasyondan 3 ay sonra tekrar görülen hastanın yeni bir atağı olmadığı öğrenildi. Olgumuzu bu birlikteliğin nadir görülmesi nedeniyle sunmayı uygun bulduk.

20. 
EPİDURAL ANESTEZİDE %0.5 ROPİVAKAİN KULLANIMINA BAĞLI EPİLEPTİK NÖBET: OLGU SUNUMU
SEIZURE INDUCED BY EPIDURAL INJECTION OF 0.5% ROPIVACAINE: CASE REPORT
Hüsnü Süslü, Banu Çevik, Zuhal Arıkan, Serhan Çolakoğlu
Sayfalar 137 - 138
Ropivakain, yeni amid tip lokal anestetik ajan olup santral sinir ve kardiyovasküler sistem üzerine toksik etkilerinin düşük olduğu gösterilmiştir. Literatürde nörotoksisiteye ait çok az olguya rastlanabildiğinden %0.5 ropivakainin epidural anestezide kullanımına bağlı epileptik nöbet geçiren olgumuzu sunmayı amaçladık.

DERLEME
21. 
Obstetrikal brakial pleksus paralizili çocukların takibi
Follow-up of children with obstetrical brachial plexus palsy
Mehmet Erdem, Güven Bulut, Deniz Gülabi, Göksel Çakar
Sayfalar 139 - 141
Makale Özeti |Tam Metin PDF

22. 
BESİN ALLERJİSİ
Özer Arıcan, Oya Yeşim Hacımustafaoğlu
Sayfalar 142 - 146
Makale Özeti |Tam Metin PDF

23. 
STEROİD KULLANIMI VE OSTEOPOROZ
Haluk Sargın, Güven Bulut
Sayfalar 147 - 149
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale